Vatan için en büyük tehlike, sultanların ve halifelerin düşmanlar tarafından satın alınmalarıdır.

 “Saygı değer baylar, pek iyi bilirsiniz ki, sultanlarla, halifelerle idare edilmiş ve edilmekte olan memleketlerde, vatan için en büyük tehlike, sultanların ve halifelerin düşmanlar tarafından satın alınmalarıdır.
Bu, çok defa kolaylıkla sağlanmıştır. Meclislerle idare edilen memleketlerde ise, en tehlikeli durum, bazı milletvekillerinin yabancılar adına çalınmış ve satın alınmış olmalarıdır. Millet Meclislerine kadar girme yolunu bulabilen vatansızlara her zaman rastlanabileceğine, tarihin bu konuda örnekleriyle hükmetmek zorunludur. Bunun için ulus, kendi vekillerini seçerken, çok dikkatli ve titiz olmalıdır. Ulusun hata yapmaktan korunması için tek çıkar yo, düşünce ve çalışmalarıyla ulusun güvenini kazanmış olan siyasi bir partinin seçimde ulusa kılavuzluk etmesidir. Genellikle bütün vatandaşların, adaylıklarını ortaya atan her şahıs karar vermeye yardımcı olacak doğru bilgilere ve isabetli oya sahip bulunabileceğini kabul etmek, nazarı olarak varsayılsa bile, bunun tam bir gerçek olmadığı, tecrübelerin tecrübeleriyle ve inkâr edilemez bir açıklıkta ortaya çıkmıştır.”
Yukarıdaki muhteşem tahlil Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün Nutuk kitabının sekizinci bölümündeki paragraflardan birdir. Benim anlayışıma göre doğruluğu ve geçerliliği tartışılmaz bir nasihattir.
Bu güzel nasihate ek olarak bir konuda daha dikkatinizi çekmek istiyorum.
 
“Kontrol itimada mani değildir.”
 
Her fırsatta din özgürlüklerin olmadığı savunmasıyla özellikle başörtüsü/türban üzerinden siyasal İslami söylemlerle dini değerleri kullanarak sokaklarda ve cami önlerinde gösteri yapanların,  son yirmi yıllık AKP iktidarları döneminde görülmemesini, siyasal İslamcı kesimlerin beklentilerinin AKP tarafından karşılanmasına mı bağlamak gerekir.
AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın aşağıdaki beyanatı büyük sosyolojik anlamlar ifade etmektedir.
“Bu ülkede geçmişte yapılan hatalar milletimize de ülkemize de çok ağır bedeller ödetti. Bu bedellerin tekrar tekrar ödenmesine, millete yeniden ağır faturalar ödetilmesine biz razı olamayız. İşte onun için biz gençlik diyoruz. En önemlisi de milli manevi değerlerine sahip çıkan, onları yaşatan, geleceğini geçmişinden aldığı güç gurur ve ilhamla şekillendiren bir gençlik tasavvur ediyoruz. Modern, dindar bir gençlikten bahsediyorum. Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin davacısı bir gençlikten bahsediyorum.”
Bu beyanatı, Necip Fazıl Kısakürek’in Gençliğe Hitabesinde ifade ettiği hedeflenen ve özlenen gençliği yetiştirmek arzusunun dışavurumuydu ve adeta sosyolojik bir manifestoyu çağrıştırıyordu.
Türkiye genelinde Milli Eğitim sisteminde hızla artan İmam Hatipleştirme politikasının yanı sıra, her yerde faaliyete geçen Kuran kurslarındaki hafızlık mezuniyet törenleri, adını sanını bilmediğimiz onlarca dini cemaat ve tarikatlar, üniversitelerin akademik unvanlı din hocaların yetiştirdikleri ile Diyanet İşleri Başkanlığı kendilerine gösterilen hedef doğrultusunda faaliyetlerini artırırmışlardır.
Olasılıkla da AKP idaresindeki devletin kurumlarından açık ve kapalı destekler alan bu yapılar, Sayın Erdoğan’ın özlemini çektiği “ dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin davacısı bir gençlik” oluşturulmaya başlanmış ve bu yolda büyük mesafe de kaydedilmişlerdir diye düşünüyorum.
 
Eğer Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın arzuladığı gençlik yeteri kadar yetiştirildiyse aşağıdaki sorulara da mantıklı cevaplar bulmamız gerekiyor.
AKP öncesinde ayyuka çıkan siyasal İslamcı gösteriler AKP iktidarı ile durulmuştu. AKP iktidarı ile sessizliğe gömülen Siyasal İslamcılar hareketler AKP’nin olası iktidarı kaybetmesiyle tekrar sokaklara çıkarak eylemelere başlar mı?  Eğer başlarlarsa bu kez hangi gayeler için eylemlere başlarlar?
Yirmi yıl öncesine göre çok daha güçlü hale gelen, çok daha fazla insan kaynağına ve maddi olanaklara sahip kimi dini cemaatler tarikatlar, kuruluşlarla ve diğer dini yapılar devletin nizamını sarsacak şekilde sokak hareketlerine başlarsa, tıpkı FETÖ gibi olasılıkla devlet içine sızdırdıkları veya yerleştirdikleri adamlarının da desteğini arkalarına alarak,  Atatürk Türkiye’sinin demokratik, laik sosyal hukuk düzenine karşı silahlı eylemlere girişirler mi?
Böyle bir olasılığa karşı devletimizin aldığı bir tedbir var mı? Devletimiz her olasılığa karşı teyakkuzda mıdır?
AKP iktidarının bu yapılar üzerinde tam bir otoritesi var mıdır? Devletin bu yapılar üzerindeki kontrol gücü ve otoritesi ne durumdadır?
ABD ve AB gibi devletlerin kontrol ve güdümüne giren kimi cemaat ve tarikatlar var mı? Kimi cemaat ve tarikatların, İrani, Afgani, Suriyeli, Iraklı veya IŞİD, FETÖ ve hatta PKK/PYD destekli olarak silahlı eylemlere girişebilirler mi?
Türkiye’ye sızan veya gelen Afganistanlı, Iraklı, Suriyeli, Iraklı, İranlı militanların Türkiye’deki cemaat, tarikat ve dini kuruluşlarla teması ve desteği ne durumdadır?
Bu konuda AKP sonrası için çok ciddi endişeler taşıdığımı da sosyolojik olarak ifade etmiş olayım.
Askerlikte güzel bir söz vardır. “Kontrol itimada mani değildir.”