Bu soruyu, önce kendime sordum dün…


Bu soruyu, önce kendime sordum dün…
Dün diyorum, muhtemel bu gün de soracağım ve devamında bir daha yazacağım düşündüklerim üzerine.
“Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp…” diye biz Atasözümüz vardır. Hatırladınız mı…?
Bilmemek elbet ayıp değil. peki ya, bilmediğin konu üzerine fikir beyan etmek ne…?
Beyan ile birlikte, bir de bir markayı, başka diyara bağlayıp, bunu da ilan etmek ne..?
Sanırım, Lapsekili hemşehrilerim bu yazacaklarımdan ötürü çok kızacaklar bana.
Neden mi…? Meşhur Lapseki kirazı elden gidiyor çünkü. Haberiniz ola…
Şehrimizin gündeminde sözü edilen bir nöbet var Balabanda süren.
“Ne nöbeti? Neden tutuluyor? Amacı ne ki…?” türünden gelebilecek olası sorulara yanıt sunamayacağım, çünkü ben gibi her birimizin yaşadığı şehir, güzeller güzeli Çanakkalem.
Olanı biteni, edilen sözleri, birçoğumuz duyuyor ve de kendimizce yorumluyoruz günlerdir.
Mesele, tam da bu noktada karmaşık şekle dönüşüyor aslında. Bilen de konuşuyor, bilmeyen de.
Tıpkı, nöbet mekanından bahsedilirken verilen genel adres gibi,  karmaşık durum daha da karmaşık şekle dönüşerek sürüyor hem de…
Kazdağları vurgusuyla edilen sözlere bu anlamda kim kulağını tıkayabilir?
Mesele, dünyanın oksjien üretim merkezi olunca, gösterilen hassasiyet elbet hat safhada.
İsmi tartışmasız bir marka bir kere, bizim Kazdağları…!
Haliyle, hassasiyet hat safhada, iddialar doğru ya da yanlış ayrımı gözetmeksizin üstelik…
Bu noktada, hassasiyet dile gelirken, edilen sözlere ne demeli…?
Öğrenmeden, araştırmadan, bir markayı yok etmek iş mi yahu…?
Kazdağları markasıyla başlayan, söylem ve eylemlere dönüşen adresten söz ederken, bir marka değeri silecek şekilde cümle kurulması, ne yalan söyleyeyim çok gülümsetti beni.
Beni gülümseten ifadelerden bahsedeceğim. Ne var ki, önce şu detay;
Sonrasında beni  çok gülümseten ifadelerden önce, yazar; Demeden edemeyeceğim. En azından şu bölüm için bahsedilen rakamı pek doğru kaleme almıştı..
Birçoğumuz, Çanakkale şehit sayısının, sonradan üç bin arttığını hatırlayacak.
Sonradan diyorum, Gelibolu yarımadasında, 1994’ de çıkan büyük orman yangını sonrası, alanı ziyaret eden Merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel,   o güne dek 250 bin şehit denilerek bahsedilen Çanakkale şehitlerinden söz ederken; 
“Bu gün burada, 253 bin şehidimizin yorganı yanmıştır” ifadesiyle, yangında küle dönen, 4 bin 49 hektar orman alanından söz etmişti. Unutmadan, o tarihten buyana, hatta öncesi de var… Tüm orman yangınlarını yakından izleyen bir gazeteciyim. Hiçbir yangında, söndürme uğraşındaki görevlilere, bir bardak soğuk su ikramında bulunan, içi çevre ve yeşil sevgisi dolu kimseyi görmedim.
Dönüyorum o tarihe. 1994 yılı Temmuz’una. O tarihi anımsıyorum ve bir açıklama ile, o tarihe dek bahsedilen şehit sayımızın, bir günde 3 bin arttığını dün gibi hatırlıyorum.
Kazdağları vurgusuyla, çevreci tepkinin adresinden söz eden bir gazete yazarı;
“Çanakkale 250 bin şehidimizin olduğu , ‘Çanakkale geçilmez’ denilen toprağımız. Emperyalist ordularının tankla tüfekle geçemediği toprağımızı kendi ellerimizle ( siyanür denen zehir ile ) altın madeni çıkaracaklara teslim ettik.” diye sesini yükseltiyordu.
Ben misal Çanakkalelilerin, Çanakkale Şehidi sayısı olarak bildiği rakamdı,  250 bin sayısı… Şimdi öyle mi ya…?  Ezber edilen sayı, 253 bin…
Başta söz ettim ya; Lapsekililer bana kızacak diye. Şimdi hazır olun… Çanakkale’nin meşhur kirazının asıl nereli olduğu…
Okuduğum gazete köşesinde; “İstedikleri gibi kesip oyuyorlar.” şaşlığıyla giriliyordu söze.
Ardından da, tıpkı Balaban’da varlığından söz edilen Kazdağları gibi, bir marka tarihe karışıyordu adeta.
Yazar şöyle devam ettiriyordu ifadelerini;
 “Çanakkale / Kirazlı Köyü yaralandı, ağacı ormanı doğası talan edildi.
Adı üstünde Kirazlı. Çanakkale Kirazının en güzelinin yetiştiği yer ki , adı Kirazlı.
Siz hiç Çanakkale kirazı yediniz mi ?
Şifa niyetine yenilen bir meyve.
Kirazlı, nasıl izin verdiniz bu ormanın yok olmasına,nasıl ?”
Kirazlı’ ya, Kiraz yetiştiğinden dolayı mı verilmiştir bu güzel isim? Sahi bilen var mı?
Bildiğim kadarıyla, bölgesindeki ormanlık alanda, Kestane ağaçları fazladır, suları soğuk ve son derece faydalıdır. Kirazlı; yoksa hakikaten bir kiraz markası mıdır..?
Tepki göstermek güzel elbet. Sonuçta, doğa üzerine geliyor iddialı onca söz. Kim ister ki doğası mahvolsun…?
Lakin şu da bir gerçek, göz yaparken kaş çıkarmanın manası ne alaka…?
Yeniden düşüneceğimi söyledim ya başta. Düşündüm….
Üstelik, düşündüklerimi, şu son haftalarda gündem olan konulara bağlayıverdim neden se..?
Yarına da, bu konudan söz edeceğim. Belki de, yanlış düşünmüşümdür…  Belki de, birbirinden farklı konulardır diyeceklerim. Lakin, ben yine de düşündüklerimi paylaşayım istiyorum.
Görüşmek üzere. Haydin şimdilik hoşça kalın...