Atatürk bize onuncu yıl nutkunda da ifade ettiği üzere Batı medeniyetini muhasır medeniyet olarak ele almış ve bu medeniyetinde zerinde bir medeniyet kurmayı Türk Milletine hedef olarak göstermiştir

Atatürk’ün muhasır medeniyetinin üstünde bir medeniyet diye tarife çalıştığı medeniyetin adı “Kemalist Medeniyet”tir.

Kemalist Medeniyet’in üzerine oturduğu temellerde bellidir. Bu temellerin ne olduğu yine Onuncu Yıl Nutku’nda açık açık ifade edilmiştir.

Türkiye Onuncu yıl nutkunda yazan temel kaidelere bağlı kaldığı sürece hem mutluluk ve refaha kavuşacak ve hem de bugününe ve yarınlarına güvenle bakacaktır.

Bunun yolu Türk vatandaşlarının Kemalist Medeniyet’i istemesinden çok daha önemli olan şey, Türk devletini idare eden devlet adamlarının, yargıçlarının ve orduyu idare edenlerin ve elbette ki siyasilerin de milli bir şuurla devlete, vatana ve millete sahip çıkmak için Atatürk’ün ilke ve devrimlerinden taviz vermemesi suretiyle gerçekleşebilir.

Mustafa kemal Atatürk, Kemalist medeniyetin yükseleceği değerleri Türk Kültürüne de dayandırarak bakın Onuncu Yıl Nutku’da nelere dikkat etmemiz gerektiğini söylemiş.

 

“ Türk Milleti!

Kurtuluş savaşına başladığımızın on beşinci yılındayız. Bugün Cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu, en büyük bayramdır. Kutlu olsun

Bu anda, büyük Türk milletinin bir ferdi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın, en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.

Yurttaşlarım!

Az zamanda çok büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan, Türkiye Cumhuriyetidir.

Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkârane yürümesine borçluyuz.

Fakat yaptıklarımızı asla kâfi göremeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.

Bunun için, bizce zaman ölçüsü, geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir. Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihi bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtri zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür. Türk milletine çok yaraşan bu ülkü, onu, bütün beşeriyete hakiki huzurun temini yolunda, kendine düşen medeni vazifeyi yapmakta, muvaffak kılacaktır. Büyük Türk milleti, onbeş yıldan beri giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde, milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.

Bugün, aynı iman ve katiyetle söylüyorum ki, milli ülküye tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin, büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır.

Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.

Türk Milleti;

Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını, daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

 

Yazmanın zorlukları ve güzellikleri

Her sabah elinize aldığınız bir gazeteyi okurken veya internet üzerinden okumaya çalıştığının her gazetenin mutfağında çalışan onlarca yüzlerce kişi mutlaka vardır.

Hele de küçük yerel gazetelerin durumu daha da zordur.

Kaynak ve elemen yetersizliği çoğu geceler sabahlara kadar çalışmayı gerektirir.

Bir de benim gibi haftanın altı günü yazı yazma telaşında olanların işleri gerçekten zordur.  Bilinçaltınız otomatik olarak sürekli olarak her şeyi sorgular ve yazmaya değer olup olmadığını size fısıldar.

Eğer okumayı sevmeyene biriyseniz dağarcığınızdaki her şeyi bir anda tüketir ortada kalıverirsiniz.

Tabi çok okumanın yanı sıra bir de yazı yazma becerinizin olması gerekir. Eğer yazma, anlatma ve bilgilerinizi paylaşma beceriniz yoksa, o kadar şeyi okumanızın da insanlığa hiçbir faydası yoktur.

Çok okumak ve gezmek insanın görüş ve düşüncesini artırır. Yani insanın olayları algılama radarlarının mesafesi artar.

Bir yazının kaleme alınması kadar beynin o yazıyı kaleme almak için yaptığı ön hazırlıklarda insanın zihnini sürekli olarak meşgul eder.

Öyle her gün yazı yazmak, yazarken tekrara düşmemek pek de kolay şeyler değildir.