Rahatsızlıklar insanda genellikle ya gece yarısı, ya da sabaha karşı kendini belli eder.

O da cumayı cumartesiye bağlayan gece olur.

Aynı şekilde diş ağrısı da öyledir.

Olmadık bir zamanda kör karanlığında dişiniz sızım sızım sızlar.

Mesela, eskiden hükumetin riskli kararları borsa sarsılmasın diye cuma günü beşten sonra açıklanırdı.

Yani anlayacağınız cuma günleri bir tek, haftada beş gün çalışanlar için keyiflidir bir de öğrencilere.

Akşam işten çıkan bir çalışan, pazartesi sabahına kadar özgürdür.

Bu özgürlük duygusu cuma gecesi için on üzerinden on, cumartesi gecesi için on üzerinden altı olsa da pazar gecesi genellikle on üzerinden bir seviyesine insana mutluluk verdiği aşikardır. Çünkü pazartesi ya işiniz vardır veya okula gideceksinizdir.

Çocukluğumda ve gençliğimde hatırladığın en hoş şey, okulum bitip işbaşı yaptığım zaman ki günlerimdi. Artık okula gitme mecburiyeti bitmiş, anneden babadan harçlık isteme dönemi sona ermiş, kanatlarıyla uçmaya yeni başlayan yavru bir kuş gibi kendimi özgür hissetmiştim.

Hâlâ da kendimi öyle hissediyorum.

Hala da mihnet etmeden yaşarım.

Çünkü her kuş kendi nafakasını kendisi sağlamak zorundadır.

Kuşlar ancak kuluçkaya yattığı zaman eşler birbirine yardım eder.

Biz bir kuş gibi her zaman kuluçkaya yatmasak da kırk üç senelik evlilikten sonra han’ımla yek vücut olup iki kanatlı kuşa döndük.

Diyeceğim o ki, özgür olmak, özgürlüğe kanat çırpmak, dürüst ve erdemli olmak her zaman asil bir davranıştır.

Bazen kanat çırpar bir ekibe katılırsınız, ekip içinde kelaynak kuşu gibi kaldığınızı da hissederek kenara da çekilmek veya kenarda tutulmak istersiniz.

Bu çekiliş sizi yalnızlaştırmaz, hatta bilakis güçlendirir.

Ama her ekip, yeni dostlar demektir.

Bir ekipten ayrılmak dünyanın sonu olmayacağı gibi, ayrılan ekipteki herkesle dost kalmayı bilmekte bir erdemlilik olsa gerek.

Ama şunun da farkında olmak lazım.

Hani ünlü filozof Herakleitos demiş ya. "Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz. Çünkü o su aynı su, siz aynı siz değilsinizdir.”

 

Kurumsallaşmak Şart

 

Kurumsallaşmamış hiçbir müessese uzun ömürlü olamaz. Türkiye'de en büyük kurumsallık örneği devlettir.

Özel sektörde ise kurumsallığın yegâne örneği KOÇ holdingdir.

 

Kurumsallaşmak demek, en basit anlatımla  bir işin başındaki yönetici insan olmasa da, o işin aynen ve aksamadan devam etmesi demektir.

Ailelerde de bu durum söz konusudur.

Her aile bireyini tek başına ayakta ve hayatta kalacak şekilde yetiştirmemiz lazımdır.

Bunun içinde iyi eğitimli, kendini bilen ve kendine güvenen, ekonomik özgürlüğü olan insanlar yetiştirmek demokrasimizin gelişmesine de katkı sağlar.

Aksi taktirde kendine güvenmeyen, düşkün, yardıma muhtaç zavallı bireylerin oluşturduğu bir topluma dönüşürüz.

Dolayısı ile ne iş yaparsak yapalım hiç fark etmez.

Kurduğun düzende veya yapıda, biz yokken bile işler tıkır tıkır yürüyorsa, işimizi iyi yapmışız demektir.

Bu durum artık bize ihtiyaç kalmadığı anlamına da gelmez.

Çünkü akıllı patron veya yöneticiler fazla çalışmaz.

Diyelim ki eğer günde on saat mesai yapıyorsa, bunun iki üç saatini yapılacak işleri ve iş başındakileri ziyaret ve kontrolle geçerken, geri kalan zamanını da işini daha nasıl geliştirebileceğine dair araştırmalar yapar, yeni pazarlar ve usuller arar.