Değerli okurlarım. Kuleli Askeri lisesinde okumuş biri olarak bugün ve yarın sizlere askeri liseler hakkında daha önceden yayınladığım iki yazımı tekrar yayınlayacağım.

Ta ki askeri liseler açılana kadar belli aralıklarla yayınlamaya da devam edeceğim.
Askeri Liseler, genç evlatlarımıza askerlik ruhunun daha çocuk yaşlarda aşılandığı yerlerdir.
Askeri liseler; Harp Okullarının ve Askeri Meslek yüksek okullarımızın askerlik ruhunun maya kaynağıdır. Askeri liseleri kapamak adeta askerliğin mayasını bozmak anlamına da gelmektedir. Memleketin her yerine adım başı İmam Hatip Liseleri açan AKP siyasal iradesi, ne yazık ki iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar az sayıdaki askeri okulları devletin sırtında kambur, kendi siyasal çıkarlarına aykırı bularak kapamıştır. Subay ve astsubaylığın askerlik ruh maya teknesi askeri liseler ne yazık ki AKP’ce kapatılmıştır.
Hatta bir anekdot olarak da araya şunu da yazabilirim. Bugün TSK’dan koparılan Sahil Güvenlik ve Jandarmamızın subay astsubayları ile TSK’da görevli subaylarımızın kanun açısından astlık üstlük veya disiplin açısından hiçbir bağının kalmadığını biliyor musunuz?  Bugün karacı denizci veya havacı subayına ast subayına yolda rastlayacak bir düşük rütbeli askeri personel selam vermese hiçbir kabahati olmayacak. Çünkü astlık üstlük olgusu AKP iktidarınca koparıldı. Aynı şekilde bir Jandarma Albaya selam vermeyen Kara, Deniz ve Hava askeri personeli kanunen disipline aykırı hareket etmeyecek. Sebep belli. AKP’ce TSK’dan koparılan Jandarmamızın askerlikle hiçbir bağı, astlık üstlük ilişkisi kalmamıştır. Bu uygulama Türk Ordusuna ve Jandarmamıza büyük zararlar verecektir.
TSK, Karacısı, Denizcisi, havacısı, Jandarması ve Sahil Güvenliği ile eski birlik beraberliğine acilen kavuşturulmalıdır. Bir ülkenin askeri, hele de bizim gibi ateş topunun içinde yaşayan ülke askeri varlığı parçalara ayrıştırılarak zayıflatılmamalıdır. Millet olarak yüzlerce yıldır yıkılmadıysak bir bütün olarak TSK’nın güç yapısı ve organizasyonudur. Bugün için TSK yapısı adeta deneme tahtasına dönüştürülmüştür. Bu yanlış ve hatalıdır.
Neye gelelim konumuza;
Askeri liseler açılmalıdır. Çünkü askeri liseler Türk ordusunun subay-astsubay kaynağıdır. Kaynak kurutulmamalıdır.
 Bütün askeri liselerimizi temsilen Kuleli Askeri Lisesinin tarihçesi hakkında bilgi vererek yazıma başlamak istiyorum. Bu bilgiyi Kasım Mehmet TEKE’nin  “Kuruluşundan Cumhuriyete Kuleli Askeri Lisesi” (1845-19239), Yüksek Lisans Tezi, 2007. İsimli çalışmasından aldım. Ve kendimce  çok çok küçük dokunuşlar yaparak ve oldukça kısaltarak sizlerle paylaşıyorum. 
  ASKERİ LİSELER NEDEN KURULDU?
 Yeniçeri Ocağının kaldırılması sonrasında 7 Temmuz 1826 tarihinde Sultan II. Mahmut tarafından “Asâkir-i Mansure-i Muhammediye” adlı yeni bir ordu kuruldu. Kurulan bu ordunun nefer, onbaşı ve çavuşlarından seçilenlerle Mekteb Bölükleri ismiyle Rami ve Selimiye kışlalarında bölükler oluşturulmuştur. II. Mahmut batı dillerini bilen ve Avrupa’daki askerî okulları incelemiş olan fahri yaveri Namık Paşa’nın görüşlerine başvurmuştur.
Namık Paşanın cevabı ise şöyle oldu;
Şevketlum, bundan önce açılan Talimhane olsun, Sübyan Bölükleri olsun mekteb değildir. Yarım tedbirlerle gayelere varılmaz. Zabitin, çağımızın ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde yetişmesi önemlidir. İyi zabit yetiştirmek için ayrı bir binaya tedrisatın tanzimine, en iyi muallim ve idarecileri buraya tayin etmeğe, ders aletlerini temin etmeğe ihtiyaç ve zaruret vardır.
1844 yılında Mekteb-i Harbiye Nazırı olan Emin Paşa Mekteb-i Harbiye’yi bitiren subayların askerî bilgilerinin yeterli olmadığı öğrencilerin Mekteb-i Harbiye'ye "idadî" yani hazırlayıcı bir okulda yetiştikten sonra gelmeleri, Harbiye'de hazırlıkla ilgili bilgileri değil, askerlikle ilgili bilgileri öğrenmeleri gerektiğine inanıyordu. Emin Paşa’nın bu isteği, Abdülmecid tarafından uygun görülmüş ve “Mekteb-i Harbiye”nin genişletilmesi ve ıslahı için bir irade-i seniyye (karar) çıkartılarak, Meclis-i Muvakkat kurulmuştur ve kararları almıştı. Bu kararlardan bazıları ilginçtir ve bugüne de ışık tutmaktadır.
1- Mekteb-i Harbiye'de sadece savaş (askerlik) dersleri okutulacak, bu derslere hazırlık ve diğer ufak derslerin öğrenimi için on iki yerde Harbiye'ye hazırlık okulu yani lisesi açılacaktır. Ordu merkezlerinde açılacak olan bu liseler  ordu müşirlikleri (mareşallikleri) idaresinde bulunacaktır.
2- Bir idadî de İstanbul'da açılacaktır.
3- Bu idadîlere, asker ve taşra hanedanının çocukları ile taşra illerinden soyu sopu belli olan ailelerin de çocukları kaydedilecektir. Halk arasında kötü şöhret sahibi kişilerin çocukları okula kaydedilmeyecektir.
4- Taşra liselerine yazılıp, sınavla Harbiye’ye gelen öğrencilerden subay çıkanlar, başka vilayetlere tayin edilmeyip, kendi memleketleri dâhilindeki ordulara gönderilerek, halkı askerliğe ısındırmaları sağlanacaktır.
1847’den itibaren okula girmek isteyenlerin miktarı çoğalmaya başlamış, bunun üzerine Okul Komutanlığı, Askerî Okullar Nazırlığına şu şekilde bir teklifte bulunmuştur:
“Hünerli ve marifetli, okumanın kıymetini bilen aileler, çocuklarını subay yapmak istemektedirler. Nasiyelerinde (yüzlerindeki)  istidat ve kabiliyetli görülenler, okula alınmaktadırlar.
1 İNCİ DÜNYA SAVAŞINDA VE KURTULUŞ SAVAŞINDA KULELİ ASKERİ LİSE ÖĞRENCİLERİ
I. Dünya Savaşı’nın birçok cephede sürmesi, subay ihtiyacını artırmıştır. Harp Okulu, bu ihtiyaca cevap veremeyince, Kuleli Askerî Lisesini bitirenler, doğrudan kıtalara sevk edilmiştir. Askerî birliklerde bir süre zâbit namzedi (subay adayı) olarak staj gördükten sonra, subay olarak çeşitli birliklerde görevlendirilmişlerdir. Savaşın uzaması, cephelerin genişlemesi, subay ihtiyacını daha da artırmıştır. Kuleli ’den mezun olanlar da bu ihtiyacı karşılayamaz hale gelmiş, bu durumda Kuleli ikinci sınıf öğrencileri de 1917 yılında kıtalara gönderilmiştir. Kıtalara gönderilecek öğrencilerin süvari  top piyade gibi sınıf ayrımları okulda yapılmıştır.
Osmanlı Devleti 30 Ekim 1918’de imzalanan “Mondros Mütarekesi” ile savaştan çekilmiştir. Bu ateşkes antlaşması Osmanlı devletinin kayıtsız şartsız teslim olması anlamını taşımaktaydı. İtilaf devletleri ateşkes antlaşmasının 7. maddesine dayanarak kısa bir süre içinde yurdun dört bir yanını işgale başladılar.
Mondros Mütarekesinin imzalanmasından iki hafta sonra, 13 Kasım 1918’de Sarayburnu önlerinde demirlemiş olan Müttefik donanması, İstanbul’da yaşayan gayr-i müslim azınlığa sevinç naraları attırırken, Türk milletini büyük bir üzüntüye boğmuştur. Bu tarih, hafızalarda İstanbul’un gayr-ı resmî işgal günü olarak kalmıştır. İstanbul’un İngilizler tarafından resmen işgali ise 16 Mart 1920 tarihinde olmuştur. İstanbul’un işgalinden sonra Osmanlı Mebusan Meclisi dağıtılmış ve bazı mebuslar tutuklanarak Malta’ya sürgüne yollanmıştır.
Daha başlangıcından itibaren, İstanbul’un işgalini kabullenemeyen askerî okul öğrencileri, münferit olarak işgalcilerle mücadeleye başlamışlardır. Bu durum, işgal kuvvetlerinin dikkatini çekmiş ve İstanbul’da bulunan bütün askerî okulların faaliyetleri engellemeye çalışılmıştır. İlk olarak Harbiye, Bahriye ve Zabit okul binalarına el koyan işgal birliklerinin hedefi, “bina olmazsa eğitim de olmaz” anlayışını gerçekleştirebilmekti. İşgal kuvvetlerince, Pangaltı’daki Mekteb-i Harbiye binasına 20 Nisan 1920’de el konulduğu zaman, öğrenciler, Kuleli Askerî İdadîsi binalarına yerleştirilmiş, Temmuz 1920’ye kadar öğrenimini burada sürdürmüştür.
 İlk, orta ve lise çağındaki gençlerin fazla bir tehlike yaratmayacağını düşünen İtilaf devletleri, Mekteb-i Harbiye’ye karşı tavır takınırken, ilk etapta, Kuleli öğrencilerini fazla dikkate almamışlardır. Ancak, Kuleli öğrencilerinin, Mekteb-i Harbiye öğrencileri ile aynı mekânda öğrenim görmeleri ve Kuva-yı Millîye’nin sembolü olan kalpak giymeleri, zaman zaman da Millî Mücadele’ye katılmak için Anadolu’ya kaçışların olması, dikkatlerin Kuleli üzerinde yoğunlaşmasına neden olmuştur. 5 Mayıs 1920 tarihli belgeden anladığımız kadarıyla İstanbul Hükümeti bu firar konusunda umum jandarma müdürlüğünden firarların engellenmesini istemiştir.
O yıllara ait okul ceza defterleri incelendiğinde, birçok öğrencinin “kalpak giymek” nedeniyle “hafta sonu bir gün izinsizlik” cezasına çarptırıldığı görülmektedir. “Kalpak giymek”, yalnız kılık-kıyafet yönetmeliğine aykırı hareket etmek anlamına gelmiyor, aynı zamanda Kuva-yı Milliye’nin ve taraftarlığının da sembolü olma özelliğini taşıyordu.  
Üsküdar’da bulunan açık hava sinemasında Almanlar tarafından çekilen filmler oynatılıyor ve Çanakkale savaşlarında şehit düşen askerler ile Mustafa Kemal’in cephedeki görüntüleri yayınlanıyordu. Bu durum, Kuleli öğrencileri üzerinde derin etkiler bırakmış, içlerinde uyanmaya başlayan bağımsızlık ateşinin ilk kıvılcımları olarak değerlendirilebilir.
Ya İngiliz işgali altında eğitimlerine devam edecekler, ya da Kuva-yı Milliye saflarına katılarak, hem mesleklerini icra ve hem de vatanın bağımsızlığı yolunda mücadele vereceklerdi. Vücutça ve yaşça olgun, silah kullanmasını bilen, bilhassa son sınıf öğrencileri, Anadolu’ya geçerek Milli Mücadele’ye katılma kararı almışlardır. Bu kararı uygulama safhasına koymak için, her sınıfın temsilcilerinin katıldığı bir toplantı yapılmış ve Anadolu’ya nereden, nasıl gidileceğine dair kararlar alınmıştır. Bu kararlar doğrultusunda ilk gruplar, Alemdağ taraflarından gitmeyi denemişlerse de işgal kuvvetlerinin kontrolü altındaki bu bölgeden geçme teşebbüsü, İngiliz karakolları ve yabancı ajanlar nedeniyle başarısızlığa uğramıştır.
Kara yolu ile kaçmanın imkânsızlığı anlaşıldıktan sonra, deniz yoluyla kaçmak çareleri araştırılmış ve okul tatile girdikten sonra, “Sıla Vesikası”230 alan öğrencilerin Mudanya üzerinden Anadolu’ya gitmesine karar verilmiştir. 16 Haziran 1920 günü, üzerlerindeki okul kıyafetleri ile Galata rıhtımına gelen öğrenciler, İstanbul Hükümeti’ne bağlı inzibatlar tarafından kimlik kontrolleri yapıldıktan sonra Mudanya’ya gitmek üzere vapura binmişlerdir. İstanbul’dan hareket eden Türk gemileri, işgal kuvvetleri tarafından, veba salgınının yayılmasını engellemek gerekçesiyle kontrol ediliyordu. Kuleli öğrencilerinin bindiği vapur, Sarayburnu açıklarında, Fransız gemileri tarafından durdurularak, aranmışsa da on dakikalık bir gecikmeden sonra vapur yoluna devam etmiştir. Mudanya’da, Milli Hükümet’e bağlı emniyet mensupları karşılanan öğrenciler, önce trenle Bursa'ya, oradan da Ankara’ya gönderilmiştir.
Öğrencilerin Ankara’ya geçtiklerine dair haberler, Damat Ferit Paşa Kabinesi tarafından öğrenildiğinde, Okul Müdürü Kaymakam Halil Rüştü Bey ve okulda bulunan iki subay tutuklanmıştır. Okul Komutanı Kaymakam Halil Rüştü Bey’in tutuklanması, Kuleli öğrencilerinin Ankara’ya gitme kararlılığını daha da kamçılamış, bir grup Kuleli öğrencisi de İnebolu’ya giden İtalyan gemisine binerek, Ankara’ya ulaşmaya çalışmıştır. İnebolu’da fırtınaya tutulan gemi, Sinop’ta iskeleye yanaşarak, öğrencileri karaya indirmiştir. Öğrenciler buradan başka bir vapurla İnebolu'’ya gelmiş, oradan da Ankara'ya doğru yola çıkmışlardır.Elimizdeki Kuleli Askerî İdadîsi “Öğrenci Künye Defterleri”nin taranması sonucunda tespit edilen ve Kuleli’den 1919–1920 yılları arasında firar ederek, Milli Mücadele saflarına katılan birinci, ikinci ve üçüncü sınıf öğrencilerinin toplam mevcudu 230 olarak belirlenmiştir.
Başta Mekteb-i Harbiye ve Kuleli Askerî Lisesi olmak üzere diğer askerî okul öğrencilerinin Anadolu’ya geçmeleri, Millî Mücadele’yi kazandıracak Türk ordusunun subay kadrolarının tesisi açısından son derece yararlı olmuştur. Bu öğrencilerin eğitilmeleri için Ankara’da da askerî okulların açılması ihtiyacı doğmuş ve bu düşünceden hareketle, 1 Temmuz 1920’de Ankara-Cebeci’de Abidin Paşa Köşkü ve civarındaki binalarda “Sınıf-ım Muhtelife Zabit Namzetleri Talimgâhı” açılmıştır. Talimgâhın ilk öğrencilerini, Kuleli Askerî Lisesi’nin ve Mekteb-i Harbiye’nin çeşitli sınıflarından gelen öğrenciler oluşturmaktaydı. Ankara’daki bu talimgâhta bulunan öğrencilerin mevcudu 256 kişi idi.
Kuleli Askerî İdadîsi öğrencilerinin Millî Mücadele’ye katkıları, yalnızca savaşa katılmak için Anadolu’ya giden son sınıf öğrencileri ile sınırlı kalmamış,  öğrenimine İstanbul’da devam eden diğer öğrenciler de işgal kuvvetlerinden kurtardıkları silah ve cephaneleri Anadolu’ya sevk etmişlerdir. Nitekim 1920 yılında Milli Hükümet’e bağlı olarak Marmara bölgesinde faaliyet gösteren Kuva-yı Milliye’ye adlı teşkilâta, bazı Kuleli öğrencileri ile komuta kademesi de destek vermiştir. Kuva-yı Milliye’nin’nin lideri olan Beylerbeyi Jandarma Komutanı, bu ittifakın yoğunluk kazanmasında önemli bir rol oynamıştır. İngilizlerin “tehlikeli olur” düşüncesiyle Beylerbeyi’ne naklettirdikleri Kuleli  öğrencileri, Beylerbeyi Jandarma Mektebi’nde Kuva-yı Milliye lehindeki faaliyetlerini sürdürmek için daha uygun bir ortam bulmuşlardır. Kuva-yı Milliye teşkilatının direktifleri ile silahlanmak amacıyla hareket eden Lise üçüncü sınıf öğrencileri, komutanları ile birlikte Beylerbeyi sırtları, Çamlıca, İçerenköy üzerinden Bostancı’nın doğusunda bulunan Başıbüyük semtindeki silah depolarına gitmişler ve buradan ele geçirdikleri silâh ve cephaneleri okula taşımışlardır. Ele geçirilen silahlar, İzmit ve Mudanya’da bulunan Kuva-yı Milliye birliklerine intikal ettirilmiş ve oradan da Ankara’ya sevk edilmiştir.
Kuleli gençliği ve onların Millî Mücadele’ye katılımları, Türk ordusu mensuplarının nasıl bir bilinçle yetiştirildiklerinin somut bir delilidir. Kuleli Askerî Lisesi öğrencilerinin fedakârlıkları ve İstanbul’un işgaline karşı tavırları birer ibret timsalidir. 1919’da Kuleli gençliği, seçimini yaparken büyük bir sorumluluk üstlenmişti. Kendilerine eğitim imkânı veren ama işgale boyun eğen Vahdettin mi; yoksa düşmana boyun eğmeyi reddederek Türk ulusunun bağımsızlığı yönünde mücadele kararı alan Türk halkının mı yanında yer alınması hususundaki ikilemi, Kuleli Askerî Lisesi öğrencileri 1919–1921 şartları içerisinde yaşamıştı.
Yokluğa ve gelecekteki belirsizliğe rağmen, almış oldukları eğitim, onları vatanın kurtarılması yönünde Anadolu’daki Milli Mücadele’ye katılmaları yönünde bir karar almalarına neden oldu. Gerçekte varlıklarının ve mevcudiyetlerinin yegâne sebebinin “vatanın bölünmez bütünlüğü ve milletin bağımsızlığının sağlanması” olduğunun sorumluluğunu taşıyan bu gençlerin kahramanlığı, Türk askerî tarihinin unutulmaması gereken bir halkasını oluşturmaktadır.
Kuleli’den firarla Ankara’da bulunan bu talimgâhtan mezun olarak cepheye sevk edilen 18 Kuleli mezunu subay, 1921 tarihinde İnönü, Kütahya-Eskişehir ve Sakarya cephelerinde vatan için şehitlik mertebesine kavuşmuşlar idi. 1921 tarihinde şehit düşenlerin mezuniyet tarihleri dikkate alındığında 1906–1916 tarihli mezunlar oldukları anlaşılmaktadır. 
1918–1920 arasında Kuleli’den firarla Ankara’ya intikal eden 88 öğrenci ise Ankara’daki eğitimlerini tamamladıktan sonra “asteğmen” olarak cepheye gönderilmişler ve hayatlarının baharında, vatan için şehit olmuşlardır. Çocuk denecek yaşta olmalarına rağmen, kalplerindeki vatan sevgisi ile büyüyen bu kahramanlar, rütbe ve yaşça kendilerinden büyük meslektaşları ile birlikte geri dönülmesi mümkün olmayan bir yolculuğa çıkmıştır.
1920 tarihinde İstiklal Harbi’nde şehit düşen Kuleli askerî lisesi öğrencileri: Tarihte kaydedilen zaferleri bilmek, yeni zaferler elde edileceği anlamına gelmese de tarihte elde edilen zaferlere giden yolu tespit edebilmek, gelecek zaferlerin habercisidir.Zafere giden yolda, askerî eğitim sisteminin önemi ise Kuleli ile belirlenmiştir.
26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz, 9 Eylül 1922’de Türk milletinin parlak zaferiyle sonuçlanmış, istilâcı Yunan ordusu denize dökülmüştür. Anadolu’nun düşmandan temizlenmesinden sonra, Lozan barış görüşmeleri başlamıştır. İşte bu görüşmeler sürdüğü sırada İngilizler, işgal ettikleri birçok yerle beraber Kuleli Kışlası’nı da boşaltıp, Türk makamlarına teslim ettiler. Böylece, üç yıllık bir aradan sonra okul, 6 Ekim 1922’de eski “Şanlı Yuva”sına yeniden kavuştu.