.

“Terör, her yerde terör!” Tehdit, her yer de tehdit!” sanırım, böylesi iddialı bir ifadeyi doğrulayacak,  güzel bir örnek olacak öğrendiklerim.
Yer Fransa. Bakanlara yönelik ypılanın adına, artık ne denir ise?
Bir de, İran Cumhurbaşkanından gelen o çıkış;  "Savaş peşinde olanlar kaybedecek”
Kim savaş peşinde olur ki? Neden olsun ayrıca? Fakat şu da bir sonuç; kim nemalanıyor ise savaştan elbet peşinde olur…
San ki, dış politika uzmanıyım bu aralar. İç politika bitti, dışa açıldım bendeniz…!
İç politikaya dair, gözlemlere bağlı tespitlerimizden kaynaklı sözlerimizin verdiği rahatsızlık bu denli hat safhada iken, başka ne yapabilirdim ki?
İç politika der iken, il sınırlarından bahsediyorum,.Çanakkale politikası ve politikacıları.
Belki diyorum, başka ülkelerin siyaset bilimcileri, gözlemlere bağlı tespitleri içeren, vatandaşın dilinden çıkan, yorum içeren sözleri aktarmaya çalıştığımızı tasdikler de, uluslar arası düzeyde haklılığımız tescillenir. Kim bilir..? Bakarsınız olur. Bu da, bir düşünce ve de hedef….
İl içi gelişmeler, gündemin maddesi haline getirilmek istenilen meselelerden söz etmekten hayli yorulduk. Çoğul eki kullanıyorum, ben gibi birçok gazetece arkadaşımın üzerinde hissetitği yorgunluğun nedeni bu olduğu için. Yok sa, başka bir niyetim yok.
Dünya meseleleri ve gelişmelerinden söz etme kararı aldım dün. Bugün, o yüzden bunları yazıyorum. Önce doğu yönünden başlayayım. Ya da güney mi demeliydim. Durun, coğrafi bilgim sıfırladı şu an. İran neredeydi yahu..?
İşte, neredeydiyse, oradaki İran’dan gelen haber diyeyim..
İran Cumhurbaşkanı: "Savaş peşinde olanlar kaybedecek” demiş.
Abonesi olduğumuz İHA’ nın Dış haberler servisinden geliyordu u sözleri aktarır haber. Meslektaşım Aynur Sena Çabuk kaleme almış, İran Cumhurbaşkanı Ruhan’nin dediklerini.
 İHA’ nın, TAHRAN muhabiri Aynur Sena Çabuk’ un haberine göre;
- İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, ABD’ye seslenerek, ”Savaş peşinde olmanın kimseye bir faydası olmayacaktır. Savaş peşinde olanların gitmeleri ve baskı siyasetinin terk edilmesi gerekir” demiş.
Şimdi şöyle demeyin: “Ne savaşı, üstelik bize ne…?”
Öyle bir coğrafyadayız ki, sınırlarımızda biri hapşırsa, biz de grip salgını başlıyor. Her türlü etkileniyoruz, şok ve son gelişmelerden.
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’(nin sözleri, bence bu anlamda değerlendirilmeli. Ruhani, kabine toplantısında konuşmuş ve demiş ki, ABD’yi kast ederek;
“Savaş peşinde olanlar kaybedecek,  baskı siyasetinin terk edilmesi gerek”
Biraz daha açmak gerek sanırım, ne demek bu ifadeler…
Olay şuymuş efendim. Ruhani, nükleer anlaşma taahhütlerinin askıya alınmasında atılan üçüncü adımın, bir önceki kararlarla kıyaslanamayacağının altını çizerken demiş dediklerini.
Nasıl bir söz ettim ben de şimdi. ‘Demiş, dediklerini..’  Nasıl bir anlatım da bulunduysam artık.Savaş içeriği sözlerden midir nedir, bir anda kelime, ifade,  düşünce yetim gitti
Meseleye döneyim iyisi mi, lafı uzattıkça, karıştıracağım belli.
Kısaca, Ruhani şöyle demiş; ”Gerekirse bu konuda yeni adımlar atacağız”
Üstelik, İran’ın nükleer çalışmalarının barışçıl olduğunu savunmuş Ruhani. Nasıl, ne demek, ben de tam anlayamadım ya, neyse….!
Ruhani, nükleer anlaşmada izledikleri siyasetin taahhüde karşılık taahhüt olduğunu belirtmiş ve eklemiş;
”Eğer onlar taahhütlerini uygularlarsa biz de uygularız”
Hoppala, bu sözler aklıma rahmetlik bir iş adamımızı getirdi. Bir ekonomik krizden söz ederken;
‘Bu durumda şey olsaydı, daha şey olurdu’ demişti, ne yazacağımızı şaşırmıştık.
Anıları tazeledik bu sayede. Yani, Cumhurbaşkanı Ruhani’ nin sözleri sayesinde.
İran’ın nükleer anlaşma taahhütlerini askıya almada attığı üçüncü adımın önemine işaret etmiş bir de sayın ruhani. Şöyle demiş tam olarak; ”Eğer gerekirse ilerleyen zamanlarda yeni adımlar da atarız”
İran’ın hiçbir zaman savaş arayışında olmadığını ve barıştan yana olduğunu da belirtmiş ve şöyle demiş Ruhani,, "Taahhütlerini ayakları altına alan onlar oldu.”
Mevzular karışık demek ki. Cümleler de hayli karışık olduğuna göre.
Ben şimdi de batı yönüne döneyim. Fransız kalınamayacak diyerek söz ettiğim konudan da bahsederek, günü noktalayayım.
İHA’ nın dış haberler servisinden gelen, başlığı da hayli dikkat çeken haberdi; “Fransız Bakanlara kurşunlu ölüm tehdidi şoku” başlıklı o haber.
Özetleyecek olursam, İHA’ nın Paris muhabiri Özlem Kaplan’ ın haberiydi bu haber.
 Ve şöyle idi ilk paragraf;  - Fransa Ekonomi ve Finans Bakanı Bruno Le Maire ile Kamu Hesapları ve Faaliyetler Bakanı Gerald Darmanin’in bir süredir ölüm tehdidi içeren mektuplar aldığı, gelen en son mektubun zarfından kurşun çıktığı öğrenildi.
Yok artık.. Bu da ne demek? Zarfın içinde kurşun ve adrese kadar geliyor. O postacının son halini soran olmuş mu acaba…?
Yanlış mıyım, Fransız kalınmayacak haber der iken ben deniz… Ben deniz diyorum da, bu yıl hiç denize de girmedim inanır mısınız..!
Döneyim, Fransa’ ya… Fransız medyasında yer alan haberlerde, Fransa Ekonomi ve Finans Bakanı Bruno Le Maire ile Kamu Hesapları ve Faaliyetler Bakanı Gerald Darmanin’in Ağustos ayından beri 3 tehdit mektubu aldığı, bu haberlerin içeriği de bir tuhaf…
Bakanların bir yakını tarafından verilen bilgilere göre denilen detaylarda;  gelen son mektupla birlikte kurşun gönderen ve henüz kimliği belirlenemeyen tehdit mektubunu gönderen şahısın, bakanlar hakkında özel bilgilere sahip olduğu şeklinde bilgisi de paylaşılıyor.
Vay be, özel hayata bu denli yaklaşılmış meğer… Gel hadi Fransız kal.., her fırsatta öve öve bitirilemeyen Avrupa’da da durum vahimleşmiş kardeşim…
Bizim vatanımız hakikaten cennet. En azından,  kan kussak bile,  kızılcık şerbeti içtik deriz. Öyle değil mi?
Hele bakın Fransa’ ya.. Haberlerde, her iki bakanın da ailesi ve evleri hakkında detay veren mektupta ‘evinizi patlatacağım’ tehdidinin bulunduğu meselesi geçiyormuş.
Yok arkadaş yok, Fransız kalınacak gibi değil. Hele tehditçilere bakın.. sanki kör ebe.. her bir şeyden de haberdarlar…
 Son gönderdiği mektuplarıyla  birlikte, zarfa tabanca mermisi koyan şahsın, ya da şahısların“Bu kurşun 9 milimetre ama geldiğim zaman size 11.43’lük mermi kullanacağım” notunu düştüğü de dilden dile geziyormuş. 
Şimdi bende, conta yakacak bir düşünce gelişti; Demek ki, mektup zarfında 9 mm. Fark edilmiyor olsa gerek. Zarfla adrese kadar ulaştığına göre…