.

Hepimiz kalbimizi kırmış insanları sevdik. Bazıları sevgilimiz, bazıları arkadaşlarımızdı. Çoğu durumda kalbimizi korumak için öfkeyi kullandık. Yapılanları ve yapanları unutmamayı tercih ettik. Onların kötü insanlar olduğuna karar verip durumu kestirip attık. Başka bir açıdan bakmayı denemek gerek belki de…
Hepimiz birbirimize zarar verebiliyoruz, incitebiliyoruz. Mesela, bazen kendi acımızla, sorunlarımızla başa çıkamadığımızda bilinçsiz davranıp önemsediklerimizi üzebiliyoruz. Olaylar beklentilerimizden farklı gelişebiliyor. Hayatımızdaki insanlarla ilişkilerimiz ip gibi gerilip sonra birden kopabiliyor. Böyle zamanlarda birilerini devamlı suçlayıp öfkeyi canlı tutmak yerine, gitmelerine izin vermeliyiz. Çünkü hayatımızdaki varlıkları artık bize hizmet etmiyor olabilir. Hayatımızdan çıkarmak, onlarla sadece fiziken bir daha görüşmemek demek değildir. Duygusal olarak da serbest bırakmamız gerekir ve bu da affederek mümkün olur.
 
İnsanoğlu acı çekmekten mümkün olduğunca kaçınır. Bu, bir bakıma hayatta kalma, savunma şeklimizdir ancak kesinlikle gerçek bir iyileşme şekli değildir. Acı çektiğimiz veya incindiğimiz zaman en derin yaralarımız tetiklenmiş olur. Buna karşılık olarak kaçabilir, uyuşabilir, kendimizi dışarıya kapayabilir ya da öfkeyle etrafa saldırabiliriz. Birileri veya bir şeyler bizi incittiği zaman zihnimizde dolaşan ve en benimsediğimiz cümle ise “Bunun için seni asla affetmeyeceğim”dir. Bu cümle aslında acımıza neden olan kişiye/olaya karşı yansıttığımız egomuzun sesidir. Ego denildiğinde her ne kadar aklımıza ilk olarak olumsuz şeyler gelse de aslında bu kavram herkeste mevcut olan bir durumdur. Çünkü ego, benlik demektir ve canımız yandığı zaman benliğimiz de kendini tehdit altında hisseder. Bu noktada “affetmemek, unutmamak” bir savunma şekline dönüşür. Tabii burada bir seçim ortaya çıkıyor: Ya egoya tamamen teslim olup acıları ve hıncı ilk günkü gibi taptaze tutacağız ya da zor da olsa affedip temiz bir sayfa açacağız.
 
 “Affetmek hep bir duygu gibi düşünülür. Aslında duyguların sona ermesi demektir.”
 Birçoğumuz için affetmek hızla gelişen bir süreç olmuyor ve bu gayet normal. Hatta bazı durumlarda hızlıca affetmeye hazır olmak acıyı bastırma şekli de olabilir. Duyguların ifade edilmesi, karşımızdakinin hatalı davranışı karşısında tepki koyabilmek, sağlıklı bir durum. Ama buna karşılık, uzun bir süre sonra affedemediğimizde küskünlüğümüzü korumuş oluyoruz ve kendimize yük ediniyoruz. Affetmek, birçoğumuz için belirsiz gibi görünen bir kavram, affetmek kızgın olmadığımız anlamına gelmez. Sadece enerjimizi o noktadan çektiğimizi gösterir.
  
Bazen acı o kadar derindir ki, nasıl affedebileceğimizi hayal bile edemeyiz. İyileşmenin bir süreç olduğunu hatırlamak önemlidir. Acısız bir yaşam sürmeyi tercih etmemize rağmen, bu deneyimlerin bizim için birer öğretmen olmalarına izin verirsek olgunlaşmamız için büyük fırsatlar olduğunu fark edebiliriz. Acımızı kabullenip bunu yaşamaya, kendimizi ifade etmeye ve bize zarar verenleri salıvermeye karar verdiğimizde, kendi dönüşümümüzde büyük adımlar atmış oluruz.