MERHABA sevgili okuyucular...

 

Medya paylaşımları çoğaldı, her gün  MEDYA’dan ve sevgili dostlardan gelen, çok anlamlı; hem öğretici hem güldürücü hem düşündürücü, hem yönlendirici şekilde gelen paylaşımları dikkatle okuyor, kimlerden geldiğine ve içeriğine bakıyor, medya KİRLİLİĞİ Mİ diye araştırıyor, sonra da sizlerle paylaşıyoruz…

İlk paylaşımımız; “Dilde Karşılık” adıyla, Türkçe’de sadeleştirme yaparken, hep Arapça-Farsça’dan kelimeler üzerine yaptık, Aydın Köksal, bunun dışına çıkarak, teknoloji adı altında bizi esir alan Batı dillerinden dilimize girenleri, Türkçeleştirmiştir. Uygundur-değildir, tartışılabilir, ama bugün ülkemizde küreselleşme ve PARASALLAŞMA ile Türkçemizi bitiren İngilizce-Fransızca vs ye karşılık bulma işini başlatmıştır.

Kasım 2016’da Prof. Dr. Aydın Köksal ile Celâl Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Historoloji (dokubilim) kongresinde 3 gün beraberdik, tanıştık, konuştuk-tartıştık…

Prof. Dr. Aydın Köksal TBD (Türkiye Bilişim Derneği) Onursal Başkanı olup aynı zamanda

Bilişim AŞ Yön. K. Bşk.
Kendilerine saygı duyduğum, bilgisine güvendiğim bilim adamıdır.

Aydın Köksal Hoca

 

DİLDE KARŞILIK


“1960’ların sonunda Türkiye’ye ilk bilgisayarlar ve donanımları getirilmeye başlandığında, herkes Computer diyordu. Printer diyordu. Memory diyordu. Komünikasyon, İnstruction diyordu.


VE o zaman ki tüm aydınlarımız bu kelimelerle anılması gerektiğini düşünüyorlardı.
Aydın Köksal’ın bu teknolojiye Türkçe karşılık bulma çabalarını eleştiriyorlardı.
Çok gereksiz ve saçma buluyorlardı.
Alay ediyorlardı.
Çünkü tutmaz diyorlardı.
Halk benimsemez diye düşünüyorlardı.
Türkiye’de o tarihlerde yazılım üzerine çalışan ilk mühendis Aydın Köksal oldu.
Bu alandaki tüm çalışmalarını Türkçe olarak anlattı.
Computer yerine Bilgisayar dedi.
Prosesingi yerine Bilgi işlem dedi.
Memory yerine Bellek dedi.
Printer yerine yazıcı dedi.
İnstruction yerine Komut dedi.
Komünikasyon yerine iletişim dedi.
Çıktı, ileti, veri tabanı, yazılım dedi.
Bunların tamamını da Türkçe dil bilim kurallarına tam uygun olarak türetti.
Çünkü Türkçe dil bilimine de tam hakimdi.
Türkçe en iyi bilim diliydi. Yaptığının doğru olduğuna o kadar emindi ki, karşı çıkıp eleştirenlere hiç kulak asmadı.

 

 


Hatta 1980 yılından önce Tercüman gazetesinde, Nazlı Ilıcak bunu eleştiren bir köşe yazısı yazmıştı.
Tutmaz demişti, kimse Computer yerine Bilgisayar demez demişti.
Makalesinde Aydın Hocayla alay etmişti.
Oysa, tüm gelişmiş ülkeler, dışarıdan ithal ettiği teknolojik ürün ve hizmetlere kendi dillerinden karşılık bularak toplumuna öğretiyordu.
Bizim batıcı cahil aydınımız bunu hiç görmedi.


Aydın Köksal'ın Türkçe karşılık bulduğu sözcük sayısı 2500’ü buldu. Bunların içinden 50 tanesi benimsense bana yeter demişti.
2500 sözcüğün tamamı da tuttu, halkımız tarafından benimsendi.
Tüm ülke bunları kullanıyoruz.


İleri görüşlü olmak, kendinden emin olmak, kararlı olmak gerekiyordu.
Daha da önemlisi Atatürk’ü iyi anlamak gerekiyordu.


Macaristan’da Macar diline 4 yeni kelime ekleyen bir bilim adamının anıtını dikmişlerdi. Ama bakın görün ki, benim ülkemde Türkçeye 2500 yeni sözcük kazandıran bu çok değerli bilim insanımızın hiçbir yerde anıtı yok ve gençliğe de öğretilmiyor.
Tekel ve sıkıyönetim sözcüklerini, Ömer Asım Aksoy bulmuştu.
Kelime yerine sözcük demeyi Melih Cevdet Anday türetmişti.
Ama Aydın Köksal tüm çabalarıyla Türk toplumunun, Çağdaş bir bilişim toplumu olmasını sağladı.


Prof. Dr. Aydın Köksal, Fransızca, İngilizce, İtalyanca, Almanca, İspanyolca biliyor.
“Biz kendi gücümüze güvenmeyi, Mustafa Kemal’den öğrendik” diyordu.
Dünyanın değişik ülkelerinden, kurumlarından çok sayıda ödül aldı. Kıymeti biraz geç anlaşılsa da Türkiye’de de kendisine çok ödül verildi.
Allah, uzun ömür versin, sağlıklı bir yaşlılık nasip etsin, 84 yaşındadır, hâlâ çalışmaktadır.
Kenan Özek https://twitter.com/ArsivSaka/status/1742614192157303038

 

AVOKADO

 

Osmanlı'da Yetiştirilen GÜNAH SAYILDIĞI için Ağaçları Yakılan AVOKADO

MEYVESİNİN HİKÂYESİ


“Avokadonun anavatanı Meksika'dır ve tarihi MÖ. 10 bin yıllarına kadar dayanır. Timsah armudu da denen bu meyve oval şekildedir ve armuda benzer. Oldukça da besleyici bir meyvedir. Tropikal iklimde yetişen avokado bugün Türkiye'nin Akdeniz bölgesinde de yetiştirilir. Peki ya çok önceden de yetişiyordu desek?

Evet, yaklaşık 300 yıl önce Osmanlı'da da avokado yetiştiriliyordu. Osmanlı döneminde yaşayan 1688 doğumlu Molla Kamil Efendi, din alimi olmasına rağmen pozitif ilimlerle de ilgilenen bir beyefendi. Hatta ailesinin buna itiraz etmesine rağmen eğitim almak için Roma ve Paris'e kadar gitmiş biridir kendisi.

Molla Kamil Efendi, buralarda özellikle nebatiye ve ziraat ilimlerinde eğitim almış ve İstanbul'a geri dönmüş. Ağabeyinin aracılığıyla da sarayda bostancı başının yanında çalışmaya başlamış. Çalışkan ve azimli Kamil Efendi'nin dikkatleri üstüne çekmesi 1720 yılında yaşanan bir olaya dayanıyor.

Bu tarihte İstanbul'daki lale bahçelerinde nedeni anlaşılamayan bir hastalık tüm laleleri mahvetmiş. Dönemin sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa da bu meseleyi çözmesi için Kamil Efendi'yi görevlendirmiş. O da öğrendiği bilimsel yöntemlerle hastalığı tedavi etmiş ve “Halaskaran-ı lalezar" lakabı ile sarayın takdirini kazanmıştır.

Ayrıca Kamil Efendi'ye müfakat olarak da Yalova'da ziraat çalışmalarını yapması için bir arazi tahsis edilmiştir. Kamil Efendi'nin burada yaptığı en ilginç çalışma ise Fransa'da görüp çok beğendiği avokadoyu Anadolu şartlarında yetiştirmeye çalışması olmuştur.

Uzun uğraşlar sonucunda avokadoyu Yalova'da yetiştirmeyi başarmış ve mahsulünü saraya takdim etmiştir. Kamil Efendi bunu yaparken avokadonun faydalı olduğunu, leziz bir tada sahip olduğunu söylemiş.

Meyvenin tadını beğenen Damat İbrahim Paşa verdiği davetlerde insanlara avokadoyu ikram etmeye başlamış ve moda haline gelen bu egzotik yiyecek kısa zamanda İstanbul seçkinleri tarafından benimsenerek sofralardaki yerini almıştır. Ancak Kamil Efendi halkın da istifade etmesini istese de bu meyve halka inememiş, sadece yüksek zümredekiler arasında tüketilmiştir.

Ancak "avokado modası" çok uzun sürmemiştir. Tarih 1730 yılını gösterdiğinde Osmanlı Devleti'nde Patrona Halil ayaklanması çıkar ve isyancılar Damat İbrahim Paşa ve Kamil Efendi'yi zulmederek öldürür.

Ayaklanmaya katılan bir grup, avokadonun timsah ile ağacın birlikteliğinden olduğu söylentisini yaymıştır. Avokadonun mekruh olduğu, Müslüman memlekette üretilmesinin ve yenilmesinin caiz olmadığı fetvası verilince de Yalova'daki bütün avokado ağaçları yakılarak tahrip edilmiştir.

Türk tarihinde modern bir anlayışla çalışan bu bilim adamının yaptıkları böylelikle bilinçsizce verilen fetvayla engellenmiştir. Avokadonun faydalı bir meyve olduğunu tekrar keşfetmemiz ve ülkemize geri gelmesi de 250 seneyi bulmuştur.”

https://www.google.com/search?q=OSMANLI%27DA+YET%C4%B0%C5%9ET%C4%B0R%C4%B0LEN+G%C3%9CNAH+SAYILDI%C4%9EI+%C4%B0%C3%87%C4%B0N+A%C4%9EA%C3%87LARI+YAKILAN+AVOKADO+MEYVES%C4%B0N%C4%B0N+H%C4%B0K%C3%82YES%C4%B0

Linklerini kontrol ettiğimiz iki güzel paylaşımla, hafta sonu güzelliğiniz içinde sizlerle beraber olmayı istedik.  Girne’den SEVGİLER !...