Sakarya’ya gitmek için Adapazarı’na girip oradan geçmek mi gerek ?!..

 

Sakarya unutulur mu sandınız ? yanılırsınız… Sakarya’nın ismi yeter, unutulmaması için, ruhu yeter, Sakarya nehri yeter, nehrin çıktığı yerlere yakın Muharebe meydanı oluşu yeter… Sakarya adının geçtiği edebi söylemli metinler-manzumeler yeter…

“ Sakarya Meydan Muhaberesinin 22 Ağustos 1921 Sakarya nehrinin doğusuna çekilip Yunan kuvvetlerine karşı konan-zaferle sonuçlanan muharebeyi düşünmek ayrı; birinde sosyal hayat tarzına dayanan ideolojik bakış, ikincisinde de Türk milletinin varoluş mücadelesinin kendisi vardır.

Bu mücadele Sakarya kavramını etkin kılınca Sakarya’da olmak, bu mücadeleyi anımsamak farklı bir toplumsallığın “millet” olma vasfının DİLİMİZE yansıması olarak da bizler için önemli görülmelidir.

Sakarya ismi, bu çağrışımı yaptırdığı için şehir olarak da önemli görülür… (gazetevitamin.com)

Sakarya’nın Arifiye Köy Enstitüsü’nden mezun olan Maçkalı Şerafettin Karabulut gibi eğitimciler ile Öğretmen Okulu’ndan mezun olan Ziya Demirci ve Cevdet Açıkgöz gibi Anadolu’nun ücra köşelerinde öğretmenlik  yapanları yeter…

Arifiye Öğretmen Lisesi’nden mezun olup valilik yapan Kadir Koçdemir’i ve asker kökenli akademisyen E. Albay Zekeriya Türkmen’i, ayrıca bu okuldan mezun olup  Çanakkale Eğitim Enstitüsü- Trakya Üniversitesi Çanakkale Eğitim Yüksekokulu’na gelip Hayrettin hocalarıyla  ve “TİNLER” lerle  buluşan öğretmen-öğrencileri yeter…

Kim bunlar ?...

Sakarya’ya sempozyuma geliyorum diye  haberleştiğimiz yılların öğretmenleri olan ve yaklaşık 35 ile 42 yıl arasında mesleğe gönül vermiş bana göre hepsi genç, ruhları-kişilikleri temiz, eğitimciler !?...

Sakarya otogarına inince\ beni karşılamaya gelen\ yıllar sonra sıcak bir merhaba ile karşımda Sakaryalı İsmail Yaman ve Sakarya ağzıyla “SİZ NE ?” sorusunun burada çok önemli olduğunu duyunca –şaşırmadım, ama içeriğini öğrenince Sakarya’da siz kimlerdensiniz (daha çok ırkî) anlamına gelen bir soru olunca (laf aramızda),  çok da uygun bulmadım; karşılayanlardan biri de  yakından tanıyanlar-mangal keyfini bilenler- için biz de Urfalı M/ Beşir Ertan vardı, biz de onun memleketinin (Urfa da benim ilk görev yerim, Beşir de ilk öğrencim olunca) Urfa ile anmak istedik.

Sakarya’ya gelişimde Urfa’da 49, Çanakkale’de 40-42 yıl önce derslerine girdiğim, hâlâ iletişim şeklimizin nezaketini-zarafetini otogarda karşılanarak gördüm. Sağolsun gençler..

İsmail’le konaklayacağımız yere gittik, yerleştik... Akşam için buluşma heyecanı başladı, nereye derken, kendimizi; Urfa BEY  Konağı’nda bulduk 10 kişilik öğrencimizle (ikisi bayan) buluşup anılara gitmek, ikramların bahanesinde sohbeti koyulaştırmak, ilk günden, sempozyuma merhaba dememizin tam bir moral gücüydü.  Bu moral gücün sahiplerinin, öğretmen-öğrencilerimin ismini yazmak zevkiyle, onları bir kez de buradan anmak hoca centilmenliği olur…

Mürüvvet Akgün Kuşcu (meslektaşlarının ablası), Duran Kuşçu,  Hacer Çatalbaş Özyurt, Tuncay Özyurt, İsmail Yaman, Güney Çatalbaş, Şaban Kenar, A.Beşir Ertan, Ersin Çolak, Cumhur Karasu…

Bir sohbet başladı ki; derslere girişimizden-anlatım şeklimizden, imtihan  kelimesinin korkutucu oluşundan (bereket bu kelime sınava döndü de eleştiri biraz da olsa azaldı:))), Hayrettin hocanın notunun kıtlığı içinde derslerinden kalarak, gelecek yıllara merhaba diyenlerin çokluğundan, hele yanımda oturan Güney’in 49-50 ile dersten kalıp-sonra geçmesindenJJ))) !..

49-50 rakamına çok takılan, bunları yanımda ara ara hatırlatan Güney’in ayrılırken (elime tutuşturduğu çantadaki) DİŞ kirasıyla sarılıp uğurlaması, o değişmeyen yüzündeki rengin olgunluğunu görmemizden GÜZEL ne olabilirdi ki !?.. Hacer Çatalbaş Özyurt’un öğrenciliğinde benden  ayrıcalı destek görmesinden, Şaban Kenar’ın uzun saçları için Hayrettin hocasının, o günkü okul yönetimine verdiği mücadeleden, Cumhur Karasu’yla 1982’de Edirne gezisindeki “görüntülü enstantene”den !?!..

Bu arkadaşlarımızın her biri VEFADIR,  her biri ELİF’İN kendisidir. Türk’ü, Atatürk’ü, Mehmet Âkif’i, kısacası karakter ve değer eğitimizi bilen “vatan-millet, devlet” kavramını iyi yorumlayan gençlerdir…

  “Vefa, kalbin hafızasıdır, hafızayı silmemek için vefalı olmayı bilmek, gerek..

“ Elif’i bozmaya çalışanlar; kendilerine benzetmeye uğraşanlar, başaramayınca, kendi teleflikleriyle baş başa kalacaklar ve malûm sıfatları almakta gecikmeyeceklerdir…

“ELIF OLMAK ZORDUR… 
Çünkü elif olmak; 
Yuvarlak bir dünyada dik durmanın, 
Dik ve önde, 
Belki acıyla 
Ama vazgeçmeden durmanın ifadesidir. 
Dünya ne kadar dönerse dönsün 
Olduğu yerde kalmanın adıdır elif olmak... 
Kaç silah varsa, elife çevrilir! 
Elif, hep olduğu yerdedir. 
Silahlar patladığında ilk vurulan eliftir! 
Zordur elif olmak... 
Elif olmak, hep vurulmaktır! 
Elif olmak yalnızca elif olmaktır... 
Ne B, ne T, ne S 
Elif... 
Yalnızca elif... 
Elif demeden hiçbir şey denilemez. 
Ben elif dedim 
Artık her şeyi söyleyebilirim... 
Elif’e andolsunki… 
Elif Lâm Mîm. 
İşte mukaddes kitap da elifle başlıyor. 
O ilkin ilki. Öncenin de öncesi…” 
Şefika Kaya Meriç https://www.mumsema.org/yazi-makale/93495-elif-lam-mim-elif-le-baslar-kelamullah.html

ELİF evrim geçirir, eğilmeye-bükülmeye, şekli değişimle yuvarlaklaşmaya başlarsa, mutlaka o dik duruş bir yere çarpar, birilerini ezer-geçer !?.. Yuvarlaklaşma, kişinin tabiiyetinde varsa, onda zaten dik duruş, dürüst oluş şekli yok demektir.

ELİF’in evrimleşerek, şekil değiştirmesi de VAV gibi davranışı ortadan kaldırır, TEVAZU- NEZAKET kaybolur, bunun kaybolması; saygısız-kaygısız kişilerin çoğalmasını, çıkarcı tiplerin TRİP yapmasını sağlar…

Sempozyumun ilk oturumu, açılışın yapıldığı, Prof. Dr. Tuncer Gülensoy hocamızın anısına isminin verildiği salonda başladı. Oturumun son konuşmacı akademisyeni olarak, sıra bize gelince, dinleyiciler arasında Sakarya’da çalışan ve emekli-emeksiz olan Mürüvvet Akgün Kuşçu, A. Beşir Ertan ve İsmail Yaman arkadaşlarımızın da oturmda  bulunmaları, onların derslerine giren hocaları olmanın yanında konuşurken bizlere yansıyan, tüm izleyicilerden gelen enerjiyi daha da anlamlı kıldı.” (gazetevitamin.com)

20 Ekim cuma günü sabah, konaklama yerinden eşyaların alınması, sempozyuma  gidilmesinden, karışılama-uğurlama görevi İsmail Yaman’daydı. Soyadına uygun yamanlıkla, uğurlama, biletimizi alma, HAVAŞSA’ya bindirilmemizdeki gönül ve cep cömertliğiyle, Güney’in çantasındaki fındıksal-meyvesel-lazutsal organik cömertliği ve tüm arkadaşlarımızın gerçek sevgi ve gönül cömertliğinin birer ANI parçalarıydı artık !?!…

İsmail Yaman’ın beni uğurlamadaki hazzı, Cuma namazına yetişmesinin huzuruyla, Sakarya’ya elveda dedik…   

KKTC- Girne’den, Sakarya’da bizi yalnız bırakmayan arkadaşlarıma, ailelerine ve benim manevi torunlarıma  Türk’çe SEVGİLER !..