O FİYATIYLA; “NEREDEN BULDUN?” SORGUSUNA NEDEN OLABİLİR…

 

 

Yok artık. Hakikaten yok artık.. 300 gram gelmeyecek ağrılıktaki kargo bedeli; ‘234 lira…’ Tepkimi buna gösterecektim, lakin o da ne?

“Yarım elma, gönül elma..”  ata sözünü, tarihe gömen adımı attı, üzerinden bir tutam ısırılmış şu elma..

Türkiye’de satışa çıkacağı rakamı ile; “yok artık” dedirtir bence.. 

O haberi okuyunca, yazılanlar üzerine gözlerime inanamadım.. Şaka mıydı bu.. Tarih, 1 Aralık, 1 Nisan değildi ki..

Gençler, özellikle bu markaya takık. Herhangi bir modelini kullananlardan işitiyorum: “Bir kere kullandıktan sonra, başkasını kullanamam asla” diyorlar.. Bu nasıl bir alışkanlık yaratıyorsa artık?..

Şaka sandığım haberin ilk cümlesini aktarıp, konuya döneyim şimdi.. 

Haberin ilk satırı; , “Apple, Türkiye fiyatlarına zam yaptı!” başlığı ile geliyordu.

Zam furyasından; sakın ha eksik kalmayın durumu sanki....

Haberin devamında gelen bir de şu cümle;

“En pahalı iPhone 100 bin TL…

Teknoloji devi Apple, Türkiye fiyatlarına bugünden (01 Aralık Cuma)itibaren zam yaptı.”

Görülen o ki; Efsane CUMA İNDİRİMLERİ YERİNE, EFSANE ARTIŞ CUMASI YAŞATTI BU YARIM ELMACIK..

Zam kervanına dahil olan, o marka ile ilgili haberin devamından da söz edeyim özetle..

“ 2,5 ay önce piyasaya sürülen iPhone 15'lerin fiyatları da arttı. iPhone 15'lerin başlangıç fiyatı 53.999 TL'ye, en pahalı iPhone 15 Pro'nun fiyatı ise 99.999 TL'ye çıktı. “

Böyle deniliyordu işte.. Zam kervanına dahil olan o markanın zamlı fiyatları için..

Enflasyon canavarının eseri mi şimdi bu yeni güncel fiyatlar, anlamadım.. Ekonomiden zaten hiç çakmam..

Ayağına göre uzat yorganını şeklindeki sözden hareketle; “Nasıl olacak ki bu durum, o zamlı fiyatlar karşısında” demeden de edemiyorum şahsen.

Her kalem ürün zamlandı.. Kargo fiyatlarının dudak uçuklatan o haline ilişkin yazacaktım bir iki satır lakin, onlar da ayrı bir haklı güncel koşullarda.

Boğaz şehriyiz, balık yiyemiyoruz.. Dudak uçuklatan fiyatlar ortada.. Kamışı kap, sahile koş; lüferi avla diyeceğim, onun için de hava müsait değil ki..

Gerçi, müsait olduğu günlerde de, vakit olmadı.. Bahane çok yani..

Oysa ki, ne lüferler tuttum ben Şakir’ in orada.. Gümrük iskelesinin hemen yakınında..

An geldi, at çek yaptık yemli takımları..

Birbirine dolaştı bazen misinalar.. Yan yana omuz omuza verdik kıyı balıkçıları ile adım atacak yer yok iken sahilde, nasıl birbirine dolaşmaz ki zaten onca denize atılmış oltanın misinası.

Balık öyle coşmuş, yeme sarıyordu ki, karışmış misinaları gözden çıkarıp, tak diye kesiverdik kaç kez..

Umursamadık hiç, birbirine dolaşmış., arapsaçı olmuş balık takımlarını.

Denizin padişahı lüer tuttuk ne de olsa.. Üstelik, oldukça da keyiflidir lüfer tutmak.. Öyle bir gelir ki, çekildikçe kıyıya.. O sırada, suda çıkardığı o ses, şapır şapır..  yaptığı hareketler, sanırsınız sörf yapıyor mübarek..

Benimki de laf işte.. Zam dedik, fiyat artışları, balığa da yansıyan etiket fiyatları der iken, lüferle güncelledik, gündemin; of, uf, pof, püf diye tepki bulan zamlandıkça, keyif kaçıran zam kalemlerini..

Yaşamın, hayat şartlarının, klasikleşen  son durumuna ilişkin  o kadar çok söz var ki edilen ve hatta edilecek.. Hangi birinden söz edelim ki ayrıca, değil mi?...

Boğaz kıyısında, balık tutma keyfi yapmak için, insanın keyfi yerinde olacak en aşta..

Bu hayat pahalılığı var iken hep akılda, kimin aklına gelir ki balık tutma keyfi yapmak ayrıca..

Yine de şükür halimize. Aç değil, açıkta değiliz. Tepemizde dam var..Yatıp uyumak için bir de döşek ayrıca..

Yaşamaktan bu manada, acayip keyif alıyorum.. Üstelik; Çanakkale anlatılmaz yaşanır…