“Türk Milletinin evlatları son derece sakin kalın. Sinirlerinize hâkim olun.

Hatta sinirleriniz çelik kadar sağlam kalmalı.
Çünkü bu günlerimiz daha iyi günler.
Çok da zor günler bizi bekliyor.”
Yukarıdaki satırlar ne kadar ürkütücü değil mi?
İnsana sanki harbe girecekmişiz,
Ülkemiz işgal edilecekmiş,
Veya büyük bir yıkımla karşı karşıya kalacağımız hissiyatı uyandırıyor değil mi?
Türkiye’deki durum elbette ki şimdilik böyle değildir ve fakat çakacak bir sosyal ve ekonomik bir kıvılcımla ülkemizde her şey bir anda birbirine karışabilir hissiyatını da taşımamak elde değil.
Ülkemizdeki ulusal bilinç ve özellikle Türklük şuuru şiddetle baskılanmaya ve yok edilmeye çalışılıyor.
Şayet işin farkındaysanız, Türklüğe ve Türk Milletine, Türk Milliyetçiliğin/ulusalcılığına Atatürk’e aldırmaktan geri durmayanlar yıllardır ülkemizi kan gölüne çeviren o klasik etnik ayrılıkçı PKK yandaşları ve siyasal destekçileri değil.
Daha çok da Diyanet İşleri Başkanlığından maaş alan kimi sözüm ona din adamlarıyla, devletin üniversitelerinde görev yapan siyasal dinci akademisyen ünvanlı tiplerle, sarık ve cübbe giymeyi hüner edinmiş Türklüğe ve Türk Milletine alerji duyan kimi cemaat ve tarikat erbaplarıdır.
Memlekette yürürlüğe konan anti milliyetçi söylem ve hareketlere paralel olarak artış gösteren siyasal İslamcı ümmetçi hareketlerin son derece bilinçli olarak sosyolojik plan dahilinde yapıldığını hem emekli bir asker ve hem de bir sosyolog olarak görüyorum.
İşin en dehşet verici yanı ise; laik devlet düzenini koruması gereken, laik devlet düzenine karşı suç işleyenler hakkında işlem başlatması gereken Türk yargısının sessizliğidir.
Basından okuduğum ve takip ettiğim kadarıyla Türk yargısı bu türden anti laik çıkışlara ve Türklüğü alenen aşağılamaya çalışan odalara karşı son derece sessiz ve duyarsız kalırken adeta üstüne üstlük saygılı da davrandığı hissiyatı da vermektedir.
Bu durum gerçekten endişe vericidir. Devleti ve devlet düzenini koruma adına üzerine düşen yasal tahkikatları yapmayan yargının, Türkiye’de ileride yaşanması muhtemel anti laik şeriatçı kalkışmaların neden şimdiden müdahale etmediğini de merak ediyorum? Hatta yaşadığımız bu olumsuz olaylara da yol verdiği endişesine kapılıyorum.
Ülkemizdeki özellikle Türk Milletine karşı samimi duygular içinde davranmadığını düşündüğüm kimi din adamı kılıklılarını tahrip edip tetikleyen odakları ve Türk Milletine karşı yürütülen bu sözlü tahriklerin arkasındaki ana hedefin ne olabileceğini de düşünmek istemiyorum.
Ancak gördüğüm şudur.
Türkiye hızla yeni bir anayasaya hazırlanmaktadır. Hazırlanacak ve olasılıkla da halk oylamasına sunulacak yeni anayasada, halen yürürlükte olan anayasanın başlangıç metni ile değişmez maddeleri ya olmayacak veya içi iyice boşaltılacaktır.
Önceki gün meclis başkanının ballandıra ballandıra anlattığı sivil anayasa isteği gerçekten düşündürücüdür.
Ülkemizde insanlar  ekonomik kriz nedeniyle burnunda solurken,
Asker kılıklı Afganlı, Pakistanlı, Suriyeli mültecilerin memleketimizi adeta işgal eder gibi köşe bucağını tutarken ve artık örgütlü olarak sokaklara hâkim olmaya çalıştığın izlemek mümkünken,
Bir de üstüne üstlük, devletin kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı personelinden kimilerinin şeriatçı kimi cemaat ve tarikatlarla kol kola Türklüğü ve Atatürk’ü ve düşüncelerini hedef alan ilkel fetvaları ile Türk Milletinin sinirlerinin gerilmeye çalışıldığını, Türk Milletinin provoke ve kışkırtmalarla sokağa çekilmeye çalışıldığını görmemek için kör olmak gerekir.
Türkiye’deki tüm sosyal olayların arkasında yatan ana neden; Türksüz, Atatürksüz yeni bir anayasa yaparak Türk Milletini kendi öz vatanında azınlıklar muamelesine tabi tutmak mıdır?
Diyelim ki yeni anaysa yapıldı.
Ondan sonra sıkıysa YENİ TÜRKİYE’de Türk adını Atatürk’ün adını ağzımıza aldıracaklar mı? Andımızı okutmayanlar “Ne Mutlu Türküm Diyene” düsturuna karşı çıkanların kendimizi Türk olarak ifade etmemize müsaade edeceklerini sanmak tam bir aptallıktır. Afganlı, Suriyeli neyse her halde bizim de hükmümüz o kadar olacaktır. 
Farkında mısınız bilmiyorum?. Türkiye’de muhalefet partileri enteresan şekilde 2023 seçimlerinde darmadağın edilmiştir.
Bu darmadağınıklığın ana sebebini ne AKP’ye ne MHP ve ne de destekçilerine bağlarım.
Bunun ana nedeni muhalefet partilerin lider ve yönetici kadrolarının (hadi iyi niyetle yazayım) olasılıkla sorumsuzca  davranışlarına ve milli şuurdan yoksunluklarına bağlarım.
Çünkü hadi diyelim ki AKP ve MHP el ele vererek yeni anaysa ile YENİ TÜRKİYE’ devleti kurmaya karar verdi, iyi de muhalefet partileri de mi buna karar verdi?
Görünen o ki gerek Cumhur İttifakı ve gerekse Millet İttifakı içindeki partiler de YENİ TÜRKİYE Devleti için yeni anayasaya destek vereceklerdir.
Diyelim ki AKP’nin Türksüz ve Atatürksüz  yeni anayasası kavga dövüş meclise getirildi. Mecliste oylama sizce nasıl sonuçlanır?
Buyurun meclisteki sandalye dağılımına;
AKP 263, CHP 130, YEŞİLLER VE SOL GELECEK PARTİSİ 57, MHP 50, İYİ PARTİ 44, SAADET PARTİSİ 20, DEMOKRASİ VE ATILIM PARTİSİ 15,  YENİDEN REFAH PARTİSİ 5, TÜRKİYE İŞÇİ PARTİSİ 4, HÜR DAVA PARTİSİ 4, DEMOKRAT PARTİ 3, DEMOKRATİK BÖLGELER PARTİSİ 2, EMEK PARTİSİ 2, DEMOKRATİK SOL PARTİ 1.
Böylesi bir mecliste AKP’nin hazırlayacağı yeni anayasaya kimler evet der?
Olasılıkla İYİ PARTİ, CHP içindeki ulusalcılar, Bir kısım MHP’li, belki Demokrat Parti, az bir ihtimal ama AKP içindeki Türklük şuurunda olan Atatürk’ü seven az  sayıdaki milletvekili.
Bu sayı da tahminen şöyle olacaktır.
İYİ Parti 44, CHP’den 50 veya 60, MHP’den 35-40 arası, AKP’den 10-20  arasında, DP 3, Saadetten de hadi diyelim 5 gelsin. Hepsini topladığımız zaman anayasa oylamasında red verecek sayı, en iyi ihtimal  172. Hadi siz deyin 185 oy olmadı 200 oy deyin.
Her halükârda AKP’nin yeni anayasası ya direk kabul edilecek veya az bir farkla halk oyuna sunulacaktır
Böyle bir olasılıkta anayasa değişikliği için Anayasanın 175’inci maddesi bakın ne diyor?
“MADDE 175- (Değişik: 17/5/1987-3361/3 md.)
Anayasanın değiştirilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte biri tarafından yazıyla teklif edilebilir. Anayasanın değiştirilmesi hakkındaki teklifler Genel Kurulda iki defa görüşülür. Değiştirme teklifinin kabulü Meclisin üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun gizli oyuyla mümkündür.
Anayasanın değiştirilmesi hakkındaki tekliflerin görüşülmesi ve kabulü, bu maddedeki kayıtlar dışında, kanunların görüşülmesi ve kabulü hakkındaki hükümlere tâbidir.
Cumhurbaşkanı Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları, bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderebilir. Meclis, geri gönderilen Kanunu, üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile aynen kabul ederse Cumhurbaşkanı bu Kanunu halkoyuna sunabilir.
Meclisçe üye tamsayısının beşte üçü ile veya üçte ikisinden az oyla kabul edilen Anayasa değişikliği hakkındaki Kanun, Cumhurbaşkanı tarafından Meclise iade edilmediği takdirde halkoyuna sunulmak üzere Resmî Gazetede yayımlanır.
Doğrudan veya Cumhurbaşkanının iadesi üzerine, Meclis üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile kabul edilen Anayasa değişikliğine ilişkin kanun veya gerekli görülen maddeleri Cumhurbaşkanı tarafından halkoyuna sunulabilir. Halkoylamasına sunulmayan Anayasa değişikliğine ilişkin Kanun veya ilgili maddeler Resmî Gazetede yayımlanır.
Halkoyuna sunulan Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların yürürlüğe girmesi için, halkoylamasında kullanılan geçerli oyların yarısından çoğunun kabul oyu olması gerekir.”
Diyelim ki AKP, CHP, HDP ve diğerleri anayasanın değişmez, değiştirilmesi bile teklif edilemez maddelerini ve başlangıç metnini değiştirmeyi teklif ederse bu teklifin karşında kim durabilir?