Yine Çanakkaleli olma farkını gösterip, Hain girişime karşın, yeni bir Destan yazan Yüce Türk Milleti’nin; cümle aleme verdiği mesajı çok güzel cümlelerle açmış. Helal olsun…

Kimden mi bahsediyorum? Baro Başkanımız sayın Av. Şarlan’dan.
Sözü tek cümle ile aslında şu olmuş;“Atatürk Cumhuriyetini Yıkmaya Kimsenin Gücü Yetmez…!”
Hafta sonuna saatler kala verilmeye başlayan çok sayıda mesaj vardı. “15 TEMMUZ DEMOKRASİ VE MİLLİ BİRLİK GÜNÜ” ne ilişkin.
Hepsi de birbirinden güzel ve bir birinden anlamlı sözcüklerle kaleme alınan her mesajı dikkatle okuyarak geçti saatlerim.
Hani, biraz daha gaza gelse insan; ‘Şuraları da bizimdi geçmişte. Alıverelim…’ diyesi hali oluşturan, milliyetçilik duygularını kabarttıkça kabartan mesajları, ne yalan söyleyeyim hiç bıkmadan ve usanmadan satır satır dikkatlice, acayip de zevk alarak okudum.
Baro Başkanı sayın Av. Bülent Şarlan’ ın dedikleri bunlara verebileceğim en güzel örneklerden olduğu için, hem de kısa ve en öz anlatım ile kaleme alındığı için dedikleri,  kendi kendime seçme hakkımı kullanıp bu mesajı görelim isterdim.
Türk milletinin geçen yıl 15 Temmuz’ da yazdığı, dünyayı dahi hayrete düşüren Demokrasiye sahip çıkma mücadelesi için, objektif ve de  çok güze anlatımlar var dı elbet. 
 Ne var ki; Bunca çıkışın arasında, elden onca sözün içinde, benim tek kelimeyle dikkat kesildiğim sözlerde, bir Çanakkaleli farkının bas bas bağırıyor olması, seçme hakkımı neden kullanıdğıma yegane örnek diyebilirim.
Sayın başkan Şarlan’ ın, Sıradan gibi görülse de güne özel dediklerinde kurduğu şu cümlesi;
“15 Temmuz 2016 tarihinde insanlık dışı eylemlerle ülkemizin birlik ve beraberliğine, hukuk devletine,  cumhuriyet ve demokrasimize karşı hain FETÖ terör örgütü tarafından alçakça darbe girişiminde bulunulmuştur.  Bu girişimde, 250 vatandaşımız şehit ve 2301 vatandaşımızda gazi olmuştur”
Bence hiç de öyle değil. Hani bazen edilen söz, ne ağırlık birimi ile ölçülür, ne de tekrarı asla olmayacak türden çıkar ya insanın ağzından. İşte bu Cümlenin sonrası, gelecek sözün de ağırlığını ortaya seriyordu bence.
Beklediğim gibi gelen şu cümleye bir baksanıza;
“Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve milletimizin kurduğu cumhuriyeti yıkmaya hiçbir gücün yetmeyeceği açıkça görülmüştür”
Bitti mi? Hayır bitmemiş elbet. Sözlerinin devamında; “Milletimiz, 15 Temmuz’da demokrasiyi koruma mücadelesinden başarıyla çıkmıştır.
Millet iradesinin her şeyin üstünde olduğu, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu tescillenmiştir” diyerek, Milletin büyük önderinin dediği gibi, ‘Egemenlik’ konusuna ölümü pahasına sahip çıkarak, üstelik koşullar ne olursa olsun, Yüce önderinin dediğini yaptığını vurguluyordu.
 Güne özel değerlendirme ve mesajın devamında; “15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Gününde, Çanakkale Barosu olarak bir kez daha belirtmek isteriz ki, bizler her zaman hukuk devletinden ve demokrasiden yana tarafız ve devlet içi tüm yapılanmaların karşısındayız” diyerek de, okkalı çıkışa imza atıyordu sayın Başkan Av. Şarlan.
Darbe girişimine karşı koyarken hayatlarını kaybeden şehitleri unutmayıp, gaziler için de  duacı oluyordu.
Çanakkale hukukçuları adına, öngörüleni de şu sözle dile getiriyordu;
 “Demokrasi mücadelesinde milletimiz bu tür girişimlere hiçbir zaman geçit vermeyecektir”
X                                     X                                   X
BU DA BİR GERÇEK…
AK Partili vekil Ayhan Gider’ in, bahsedeceğim  sözleri hafta sonuna saatler kala gelmişti lakin, gündemin yoğunluğu içinde, heba olmasın diye denilenleri bu güne aktarayım diye düşündüm. Çünkü bu benvde bir Gazetecilik alışkanlığı. Güzel haber konusu, dikkat ç eken açıklamalar olunca, genelde gündemin ağırlı geçsin de, daha dikkat çeksin diye bekletiriz dinelenleri ya da yaşanmışlıkları.
Şimdi gelelim, bahsettiğim gerçeğe.  “27 Mayıs’ın, Utancı 15 Temmuz’da Bitti” diyen sayın vekil, bir çoğumuzun belki de aklından geçene tercüman olmuş. 
Birçoğumuzun, büyüklerimizden dinlediği konular üzerine adeta tarihte yolculuğa çıkaran sayın vekil;
 “27 Mayıs 1960’ta gerçekleşen ilk kanlı darbeyi, her 10 yılda bir yapılan yeni darbeler izledi. 15 Temmuz 2016 ise milletin ‘Yeter artık’ diyerek darbeler tarihini kapattığı zafere dönüştü. Millet, Menderes’e mahcubiyetini de telafi etti” diyerek, 15 Temmuz’ da Milletin Demokrasi ve milli iradeye sahip çıkmasına adeta bir de bu pencereden bakılmasına işret ediyordu.
FETÖ’nün 15 Temmuz hain darbe girişimine karşı milletin “Yeter artık’ diyerek dik durduğunun altını çizen sayın vekil Ayhan Gider; 27 Mayıs’ın utancının 15 Temmuz’da bittiğine vurgu yapıyordu.
Sanıyorum ki, bu vurulu aktarıma kimseden itiraz gelmez. Bence de gelmemeli.
“Abilerimiz, Analarımız, Babalarımız O Utanç Günlerini Yaşadı Ve Hala  Da Anlatıyorlar” diyerek,  27 Mayıs darbesine  bir neslin tanık olmaıdğını, ne var ki bir çoğumuzun o tarihte yaşanılanları büyüklerimizden dinlediğimizi anımsatan Milletvekili Gider;
“Bizler yetişemedik, fakat abilerimiz, analarımız, babalarımız o utanç günlerini yaşadı ve hala da anlatıyorlar. Türkiye tarihinde ilk kez millet tarafından püskürtülen 15 Temmuz darbe girişimine kendini siper eden insanımızın ifadeleri aslında, hem Erdoğan -Menderes benzeşmesini, onların millette bulduğu karşılığı, hem de milletimizin hafızasında derin yaralar açmış olan 27 Mayıs kanlı darbesinin yaşattığı travmayı göstermesi açısından çarpıcıdır” diyordu.
Zihinlerde yer tutan, 60’ ları anlatırken, “Menderes’e Atılan İftiralar ile Erdoğan’a Atılanlar Benzer” hatırlatmasında da bulunan sayın vekil;
“O dönemde medya, Menderes ve arkadaşlarına karşı akıl almaz iftiraların propagandasına başlamış, üniversiteler hükümete muhalefetin yuvasına dönüşmüştü. Askeri okul öğrencileri kışkırtılıyor, ülkeyi Menderes’in kutuplaştırdığı iddia ediliyordu. Bugün duyduğumuz ‘Diktatör, yasakçı,  baskıcı, yandaş, gibi milleti aşağılayıcı ifadeler Demokrat Parti iktidarı ve Menderes için de yıpratma amaçlı kullanılıyordu. Sonunda, 27 Mayıs 1960’ta, radyodan yapılan  ‘TSK olarak yönetime el konulmuştur’ anonsunun duyulmasıyla, zaferlerle başlayan Menderes iktidarının sonuna gelinmiş oldu” sözleri ile de tarihe kara leke olarak düşenleri özetliyordu.
Merhum Başbakanlardan Adnan Menderes’ in, 27 Mayıs 1960 günü, Albay Muhsin Batur tarafından Kütahya’da gözaltına alınarak Ankara’ya götürüldüğünü anımsatıp, “ İktidarında ülke ekonomisini yılda yüzde 9 büyütmek gibi bir başarıyı sağlayabilmiş ve halk tarafından büyük sevgiyle karşılanmış olan Başbakan Menderes, artık idam cezasıyla yargılanan devrik bir liderdi” sözleri ile bir çoğumuzun büyüklerinden dinlediği ve zihinlerimizde yer eden yaşanmışlıkları adeta özet geçen sayın vekil, dedim ye tarihe kara leke düşüren gerçeklere dikkat çekiyordu.
Diyordu ki; “ Fazla bir zaman geçmeden de halkın destek verdiği meclis ve iktidar süngüyle ezdirildi. Böylece milletin iradesi, millet nam ve hesabına ortadan kaldırılmış oldu.
Bir yıl sonra 16-17 Eylül 1961’de de iki bakanı ile birlikte idam edildi”
Demokrasi şehidi Merhum Başbakan ve beraberindekilerde bahsederken; “27 Mayıs Sabahı Darbe Bildirisi Okununca, Tankların Önüne Çıkan Olmamıştı” sözleri ile de bir fraklı mukayesede bulunuyordu.
Bir çoğumuzun anne, baba ya da aile büyüklerinden dinlediği ve Hatırımızda kalanları anımsatırken, bir dikkat çeken ifadeyle;
“Enteresandır; Menderes 26 Mayıs’ta İzmir’de miting yaptığında 100 bini aşkın kişi vardı. Ancak 27 Mayıs sabahı darbe bildirisi okununca, tankların önüne çıkan olmamıştı” sözleri ile de bir başka gerçeğe işaret ediyordu.
Sayın vekilin bu anlatımı; ‘Düşünelim?’ demeye yetmez mi?
Gerçi düşünsek ne olacak? Merhum Başbakanı geri mi getireceğiz?
Günümüze dönersek, bu anlatım bir zamanları yaşayan, yaşanılanları bilen ya da, büyüklerinden dinleyip, ‘Ben o tarihte keşke olsaydım…’ diyenleri anlatmış bence de.
Nasıl mı? Aynen şöyle;  
Sayın vekil şöyle diyor; “15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminde, belki de halk 1960’taki bu vicdan azabıyla direndi.
56 yıldır Menderes’e ağlayan millet, yeni bir facia yaşamak istemiyordu. Her 10 yılda bir halkın üzerinden geçen darbeler halkı iyice bilemişti. 
Sanki 15 Temmuz’da, “Yeter artık, irademizi size çiğnetmeyeceğiz” diyerek kendini tanka, uçağa siper etti. Burada liderlik duruşu da çok önemliydi. 27 Mayıs’ta alıp götürülen ve bir daha haber alınamayan bir Başbakan, 1971 ve 1980’de ise şapkasını alıp kaçan liderler”
Gerçekler.  Yaşanmışlıklarla bir Türkiye geçmişi. Ve de günümüzde, geçmişinden ders çıkarıp,  Destan yazmakta bir an olsun tereddüt etmeyen  bir yüce millet.
 Günümüz Türkiye’ sinde, Şimdi; kim bağıra bağıra demez ki?...
  ‘Ne Mutlu Türküm Diyene…’