Balıkesirli Soner Akdeniz… Kutluyorum seni. Aslen bahçe oyuncakları imalat ve ticaret işi ile uğraşmasına rağmen, boş vakitlerini Doğa ile baş başa geçirip, o anlarda yaban hayata da müzik ziyafeti

Akdeniz’ den, bir ‘Akdeniz akşamları dinletisi’ kısacası. Dağlara, taşlara, ovalara, bağlara ve bahçelere.

Elindeki müzik aletini bilmeyen yok elbet. O nedenle çok bilmişlik de yapmayacağım isim vererek.

Sesine aşık olunası bir melodi salarak, insanı huşu içine çektiği gibi, muhtemel bu sese alışmaya başlayan yaban hayata da ‘Oh bee,,, Dünya varmış be…’ dedirtiyor.

Kendisi, ‘Eşek sesine en yakın olanı’ dese de çıkan melodileri için, şaka yapıyor aslında.
O memleketin eşeklerini de seviyor, börtü böceğini de…

İşimiz gır gır da değil. Yanlış da anlaşılmasın. Müzik ruhun gıdası gerçeği ile yola çıkacak olursak, Üstat diyorum; Fikrin on numara. Kıyafetine ise diyecek sözüm yok.

Gençlik yıllarımda, o vakitler nerden bulacan Outdour giyecekleri. Birkaç ‘aba’ pantolon’ a sahiptim bende.

Kış aylarında giyileceği gibi, yaz aylarında da giydiğim bir kıyafetti üstelik.

Çünkü soğuk da geçirmez, sıcak ta. Öyle bir mucize giysi yani. Su geçirmezliği gibi, sağlam yapısı ile kuş avında saçma yeseniz, geçmez üstünden, doğal bir zırh gibi.  Yani; ‘aba’ pantolon…

Aba derken, aklıma küçüklük yıllarımda seslendiğim ablam da geldi şimdi.

Tam telaffuz edemediğimden, Abla demeyi, Ablama, ‘aba’ derdim en kısa türünden.

Hatta biraz da kilolu olduğumdan, bayılırdım kucakta taşınmaya.

‘Aba kucak. Aba kucak’ derdim her yorulduğumda.

Lakin yorulma derken de,  kilom fazla ya, birkaç adımdan sonra hemen o hal olurdu bende. Aşırı Yorgunluk…
Hal böyle olunca da, ‘Aba kucak. Aba kucak…’

Nerden nereye. Doğal hayata müzik dinletisi yapmak için kendini dağlara vurmuş bir ağabeyin, bu alkışlanası hobisi bir yana, doğal yaşama dair özverili çalışması bir diğer yana.

Balıkesirli ağabeyim, yüreğine sağlık demeden geçemeyeceğim. Çünkü beni, kıyafetinle, gençlik yıllarıma döndürdün.
O yıllardaki dağ tepe halim geldi aklıma.

Bir elde WERK HAENEL SUHL Alman Grup Çiftem, diğer elde babamdan gizli gizli tüttürdüğüm cigaram. Sürek avlarında, o bağ bu bağ… Günde en az dört bağ yapar, her seferinde de üç beş Domuz’a, ya da Mozalarına tüfek atardım. Hey gidi hey…

Dağlar dağlar. Yem yeşil dağlar. Tabi 1994 öncesiydi bu durum.

 Sonra bir yangın geldi. Tam 4 bin 49 hektar alan kül olmuş, şehitler diyarı karalara bağlanmış. Benim yem yeşil dağlarım, Kap kara, Karadağlara dönüşmüştü. Hiç unutmuyorum. 94 yılı 25 Temmuz’ unu. Dönemin Orman Bölge müdürü Talat ağabeyi, yangına Şehit vermiştik. 

Nereden nereye. Bir ‘aba’ pantolondan, anılarım depreşti. ‘Aba’ diye hitap ettiğim, ablama her seferinde kucakta kendimi taşıtmam…

 Malum, bu aralar abla ve ağabey demeye her ne kadar çekinir de olsak, çekinmeye neden o abla ve ağabeyler için gereğini malumunuz üzerine Yargı yerine getiriyor. Sağ olsunlar…

Kimi tutuklanıyor, kimi de cezasını özgür kalmış gözükse dahi, adli kontrol koşuluyla buluyor. Şartlı özgürlük hali anlayacağınız.

Hazır bir abla muhabbeti açmış iken, geçenlerde duyduğum ve teyit etmekte zorlandığım bir bilgiye ulaşınca önceki gün,  aklımdan ilk şu geçti;

“Ahan da. Politikaya doğru gidiliyor, FETÖ soruşturmalarında”
Neden mi böyle düşündüm?

Neden düşünmeyeyim ki, gözaltında oluşuna dair bilgiye ulaştığım isim, FETÖ soruşturması kapsamında, ‘abla şüphelisi de olabilir’ tutuklanmış.

‘Ne var bunda?’ denilebilir elbet. Ne yok ki? Ayrıntı da geçen, yani detaylar…

Damadı FETÖ’ den sorgulanan İstanbul Büyükşehir belediye Başkanı nasıl gündeme geliyor ise, bir siyasi partinin başkanı konumundaki ismin, görümcesi tutuklanıyor ise, bu detay özetle dikkat edilen bir durum hali alıveriyor.

Denilebilir mi ki? ‘FETÖ soruşturmaları siyasi çevrelere doğru geliyor….’ Denilebilir muhtemelen…

Öyle ya, bu sinsi hainler. Devletin temeline dinamit koymak için şekilden şekle girenler…

Şeytana dahi pabucunu ters giydirecek kapasitede, Türkiyeme ve Milletimize kinlenenler.

 İblisin insan şeklini almış hainler. Onlar siyasette yoklar mı?

Polis, Asker miydi tek kümelendikleri alan. Öğretmen, koca koca profesörler miy  di sadece sıfatları?

Yok muydu politika da var oluşları? Hiç biri seçmemiş miy di bu hainlerden siyaseti?

Bu sorular ve yüzlercesini kamuoyu her gün dile getiriyor. Bazen bir çay molası sigara keyfinde, bazen bir STK’ nın lokalinde, 66 veya pişpirik oynarlarken…

Hatta tavla partisinde, olta ucunda nasibini ararken sahilde…

Elbet neler neler konuşuluyor bu durum üzerine.

Şimdi detaylar gelince de pür dikkat kesilmemek elde mi?

Ve hatta yine bir siyasi partinin, küçük görevde de olsa,  başkanı hakkında bir ifade alma söz konusu ise buna da mı dikkat kesilmeyelim?

Üstelik de bariz çakma bir fotomontaj ile söz de reklam yapılmaya çalışılmasına. Detaylar çok. Bir türlü de bitmiyor.
Konuşmaya gelince, mangalda kül bırakmaz iken, iş başa düşünce neden iki satır konuşulmaz ki çok konuşulmaya başlanan duruma ilişkin?

‘yani denmez mi?’ 

“Bakın ben şu görevde olsam dahi, kim ola ki bu hainlik içinde, tez ola verilecek elbet cezası’

Ben çok mu fena düşünüyorum ne?

Yok sa ben limitlerimi mi zorluyorum?

Onu da bilmem, bunu da. Tek bildiğim benim VATAN’ ım  ‘tek.’

Dün ne hal aldıysak tarihte, VATAN’a göz dikenlere karşın;

 Yarın da ve hatta şu anda da, aynı dik duruşun yanında olurum, Millet, Bayrak ve VATAN’ ım için.

Öyle yağma yok. Öyle bir dünya hiç yok. Türkiye’ mizin her bir santimetre toprağı Şehit kanı ile sulandı yüzyıllardır.

Bizlere bu Yurt toprağını VATAN edenlerin hatırı ne biter, ne de unutulur üstelik…

Emaneti, kanımızın son damlasına kadar korumak için anamızdan doğduysak, bunun hakkını veririz elbet.  Her daim üstelik…

Nerede var ise bir mikrop, sıra ona da gelecek elbet.

Her gün terör saldırısında yiten Aslan parçalarını duymaktan ise, aynı uğurda, Vatanını korumak için Anlından vurulup, Toprağa düşmeye hazır milyonlar var Türkiyemde… 

Hem de gözünü kırpmadan, Şahadet şerbeti içmeye koşacak yiğitler sırada bekliyor VATAN için…

Kim ola ki göz dikmiş, benim Yurdum insanının geleceğine, ben de hazırım şahadet Şerbetini içmeye. 

Kim Milli Egemenlik karşısında dikilmeye kalkışmış hainlerle birlikte, kim kürek çekmiş o sinsi  emellerin sandallarının içinde, görülecek bir hesapları var elbet, hakim amcaların önünde…

Yok yok. Limitleri zorlamıyorum halen. İnsan düşünmeye başlayınca olanlar oluyor.

Bilinenler bu denli apaçık iken, ‘düşünmek mi?’

Varsın, düşünmesi gerekenler düşünsün…
 
 
 
siyasi ayaklara yaklaştı