Çatısı altında onlarca yıl çalıştım.. Türk basınının, o yıllardaki Amiral gemisidir Hürriyet.. Hürriyet yazarlarından Abdulkadir Selvi’ yi de hiç kaçırmam..

Günlük Rutinimdir onun yazılarına göz atmak.
Uzunca bir konu, hayli de derin.. Ve hali ile bu konuda denilenler, bence tarihe düşülen notlar..
Usa kalem, dünkü yazısında; “AK Parti seçim çalışmalarına başladı. Dün AK Parti’nin il başkanları toplantısı vardı. Ancak il başkanları bir gün önceden Ankara’ya davet edildi. Genel Merkez Yönetimi il başkanlarıyla birebir görüşmeler yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Sancak beyleri” olarak tarif ettiği il başkanlarına seçimlere ilişkin kanaatleri soruldu.
Şehirlerinde öne çıkan isimleri bildirmeleri istendi, milletvekili adayları için görüşleri alındı.” Şeklinde ifadeler ile bahsediyordu konudan.. Konu hayli derin yani..
İl başkanları için, sayın Erdoğan’ ın; ‘Sancak Beyleri’ tanımı çok dikkat çekici, sizce de öyle değil mi..?  
Kendimce yorumlarım olacak elbet ara ara.. lakin, önce usta kalem sayın Selvi’nin yazdıkları.
Şu anlatım çok dikkatimi çekti sayın Selvi;  “İl başkanlarının milletvekili listeleri yapmaları da istenmiş ama onlar milletvekili başvuruları başlamadığı için liste yapmak yerine ilkeleri ortaya koymakla yetinmişler. Bu yaklaşımı çok sağlıklı buluyorum. Çünkü başta sahada seçim çalışmasını yapacak olan teşkilatın görüşü alınırsa ilk düğme doğru iliklenmiş olur. Tabii sadece görüş alınması yeterli olmaz. O düşüncelerin milletvekili listelerine yansıması gerekiyor.”
…NOKTA… dedirten bir yaklaşım ile sayın Selvi’nin düşündükleri böyle idi özetle.. Dahası da vardı, uzunca ve hayli derin konu üzerine dediklerinin.
Maddeler halinde açtıkları mesela:
“1) Teşkilatlar ithal aday istemiyor. Millet kapısını çalıp derdini anlatacağı milletvekili istiyor.
2) Kontenjan aday gösterilecekse bu tercihin en az 10 ya da daha fazla milletvekili çıkaracak yerlerde yapılmasını öneriyorlar.
3) İl başkanları ve belediye başkanlarından aday gösterileceklerin istifa ettirilmesini ama aday gösterilmeyecekse izin verilmemesini istiyorlar.
4) Temayül yoklaması nedeniyle sert bir rekabet yaşandığını, bunun da seçim kampanyasına olumsuz yansıdığını düşünüyorlar.
5) Milletvekili adayları için birbirini denetleyen çapraz anketler yapılsın.”
Kalem usta, siyaset ve siyasete ilişkin bilgisi de köklü olunca, sayın Selvi az bile laf etmiş ya neyse..
Bazen; ‘anlayana’ der geçer üstat.. Bazen de, davulun tokmağı ne yapsın dercesine bakar…  Bu da, anlayana elbet.. 
Kendimce yorumlarımı kendime saklayıp, devam edeyim usta kalemin tarihe düştüğü notaları ile.. Pek hoşuma gitti saptamaları, ne yalan söyleyeyim..
Bir vurgusu var ki, isteyene elbet kazanmak.. İşte bunun için şöyle diyordu kısaca;” KAZANMAK İÇİN”
Ve ekliyordu, açıyordu mevzuyu; “Seçim kazanmak için sadece teşkilatların görüşü yeterli olmaz. Ama teşkilatın çalışmadığı bir seçim de kazanılamaz. “ der iken..
Çoktu bahsettikleri, çoktu ve hayli dikkat çekiciydi.
Şu konu mesela, açtığı çarpıcı bu başlık; ”ERDOĞAN’IN UYARISI”
Kalem usta, siyaset ve siyasetçiye dair bildikleri de çok olunca, daha ne yapsın üstat.. Verdiği örnekler, edilen, altı önemli çizilen sözlerle gelecek elbet…
Şöyle giriyordu söze, dünkü yazısında sayın Selvi; “AK Parti çok başarılı seçim kampanyalarına imza atmış bir parti. Dev bir seçim organizasyonuna benziyor. Bu konuda çok başarılılar. Ama buna rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Şayet biz de muhalefetin hep yapageldiği oturduğumuz yerden ahkam keserek siyaset yapmaya kalkarsak onların akıbetine uğramaktan kurtulamayız’ diye uyarma gereği duydu.”
İfadesi tam da buydu.. sayın Erdoğan’ ın vurguladığı gibi idi aktardığı söylem..  
Altı çizilenler vardı birde.. Önele dikkat çekilenler.. Başlığı mesela; “ÜÇ NOKTA” diye gelenler..
Hatırlatılan sözler idi bunlar kısacası.. Sayın Selvi’nin de dediği gibi; “Erdoğan, her toplantıda üç noktaya vurgu yapıyor. İl başkanlarına da aynı şeyi söyledi.”, üç nokta geliyordu sonra da..
Üç madde de, tarihe not düşercesine idi hatırlatılanlar..
Usta kalem, ‘bir’ diyordu önce, sonra da diğer rakamlar ile sıralıyordu altı çizilenleri.
“1) 20 yılda ülkemize kazandırdığımız demokrasi ve kalkınma atılımlarını...
2) Doğrudan vatandaşa dokunan hizmet ve eserlerimizi...
3) Muhalefet sadece lafla vakit öldürürken, 2053 vizyonuyla geleceğe dair hayali, programı ve projesi olan tek siyasi hareket olduğumuzu anlatın dedi.”
Her şeyin başı inanmak elbet.. Bende, her vakit; Anlayana diyorum da, bunun da var bana göre bir nedeni. Nedensiz olmayacağı gibi, inanmadan da olmuyor…
Usta kalem, inanmak üzerine ne de güzel yazmış, bayıldım gitti..
Ve o bölüm; “ÖNCE İNANMAK GEREKİYOR”
Sayın Selci; Hayat pahalılığı ve zamların vatandaşın belini büktüğü zorlu kış aylarında bir moral bozukluğu yaşanıyordu. Ancak hem işlerin yoluna girmesi hem de Erdoğan’ın dünya ölçeğindeki etkili liderliği sayesinde AK Parti o psikolojiyi çabuk attı. Anketlerle birlikte moraller de yükselmeye başladı.” diye giriyordu konuya ve sürdürüyordu sözünü; 
“Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘2023’te müjdeyi vereyim, rekor bir oyla cumhurbaşkanlığı ve meclis seçimlerini Allah’ın izniyle göğüsleyebiliriz. Ben inanıyorum, inandığımıza göre bu işi Allah’ın izniyle başaracağız’ dedi.
İnanç bu işin yarısı. Demirel, ‘İnanç, tekeden süt çıkarır’ derdi.
Her şey inanmakla başlıyor. Önce inanmak sonra o inancının gerçekleşmesi için çalışmak gerekiyor.”
Bayıldığım bir nokta da, tam da buydu vesselam. Dile gelen isim ve yapılan o tarihi hatırlatma.
Gün geçmiyor ki, dedikleri hep hatırda.. Hemen hemen her siyaset konulu açık oturumda, dile gelen hep Rahmetli ‘BABA’
Nasıl unutulur ki inanmak üzerine söylediği şu söz; “inanç, tekeden süt çıkarır”
Tarihe notlar düşen bu yazından bahsetmeden edemedim.. Kalemine sağlık usta!..