O çok mu ‘öz’ ve ‘can’ dan konuşmuş, mu ne…?

Dün, günün önemine ilişkin tecavüz edilip vahşice öldürülen hemcinslerinin yaşadıklarını özetleyen bir kadındı. Üstelik Hukukçu, üstelik tam bir Çanakkale kadınıydı.
 
Sözünü esirgemeden, o vahşi yaşanmışlığa ilişkin bir kadın gözüyle Şiddeti kınadı.
 
Bilmiyor ve detaylarından haberdar değilsek eğer, kısaca özet geçeyim önce.
 
Çanakkale Barosu da, bir çok STK gibi dünyanın yaşadığı o kara güne ilişkin tavrını ortaya serdi dün.
 
Baro’ nun  Kadın Hakları Komisyonu üyesi Av. Demet Temel Özcan, 1981 yılı 25 Kasım’ında, Dominik Cumhuriyeti' nde, Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele eden Mirabel kardeşlerin o yürek dağlayan hikayesini anlattı.
 
Diktatörün askerleri tarafından, tecavüz edildikten sonra vahşi bir şekilde katledildikleri, utanç gününün ve insanlık ayıbının yıl dönümünde,  bir Demet çiçek yoktu elbet elinde Avukat Demet’ in.
 
Yıl dönüm çoğu kez kutlama anlamında kabul görse de bir çok halde, dünkü hal öyle bir hal değildi özetle.
 
Kutlanması gereken değil, öfke ile lanetlenmesi gereken bir yıl dönümüydü dün.
 
BM tarafından "25 Kasım, kadına yönelik şiddetin yok edilmesi için uluslararası mücadele" günü ilan edilmişse de, ne kadına yönelik şiddet bitti, ne de azaldı. Aksine, her geçen yıl arttı da arttı malumunuz.
 
Unutulmayan üç kelebek, yani Muirabel kardeşler, dün yıllardır olduğu gibi  dünyanın dört bir köşesinde anıldı.
 
Baro Kadın Hakları Komisyonu üyesi Av. Demet Temel Özcan, gün geçtikçe daha çok duyduğumuz kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz vakalarındaki artışın son derece kaygı verici olduğuna vurgu yaparken, özellikle ülkemizde kadınların; evde, sokakta, işyerlerinde, cezaevlerinde, ülkenin batısında da doğusunda da her alanda şiddete maruz kaldığının da altını çizdi.
 
Anlattıkları yeni bilinenler olmadığı gibi, belki de konuştuğu bu anlarda, bir kuytu köşede yine bir kadına yeni bir şiddet uygulanıyordu. Kim bilir  belki de…
 
Dün, Dünyada kadın olmanın güç olduğunun bir kez daha tescillendiği zamandı kısacası.
 
Zordu elbet kadın olmak. Baksanıza gün geçmiyor ki, haberlerde yürek yakan kadına şiddet haberleri okumayıp, görmeyelim.
 
Bu noktada Avukat Demet, “Şiddet sadece kadınlara yönelik değildir.  Ayrıca heteroseksüel ve homofobiye yönelik dayatmalar çoğalarak  LGBT’ leri ötekileştiren ve öldürülmesine neden olan nefret söylemleri de artmaktadır” sözleri ile tehlikenin boyutuna dikkat çekiyordu da.
 
Şiddetin her alanda sürerken, emekten yana olan, insan hakları için mücadele eden sendikalı kadınların gözaltına alındığını da hatırlatıyordu Çanakkale kadını, Avukat Demet. Üstelik, tutuklandıklarına da vurgu yapıyordu.
 
Peki ya ne olacaktı? Tamda bu noktada; “Tüm bunlar karşısında kadın şiddet gördüğünde, dayak yediğinde, tacize veya tecavüze maruz kaldığında kadını koruması gereken yasalarımız ne yazık ki suçluyu koruma altına almıştır, almaya da devam etmektedir” tespiti ile, adeta ne yapılabilir ki ye getiriyordu sözünü.
 
“Bizzat yasalar eliyle kurban olan kadınlar suçlu gösterilmekte, suçlular ise mağdur haline getirilmektedir” tespitine de diyecek yoktu tabii Avukat Demet Temel Özcan’ ın….
 
Devlet eliyle haksız tahrik ya da iyi hal indirimleri uygulanarak, cezaları ertelenerek serbest bırakılan erkeklerin her gün kadınları katlederken, kendini savunan kadınların tutuklanarak, cezaevlerinde yine erkek şiddetine maruz kaldığını da söylüyordu tam da bir Çanakkale kadını edasıyla Avukat Demet…
 
Kadına yönelik şiddet vakalarında meşru müdafaanın uygulanması konusunda en çok duyulan iki örneği de verdi elbet, hiç de çekinmeden.
 
Ve dedi ki; “Kendisine şiddet uygulayan kocasını elektrik kablosuyla boğarak öldüren G.K. ile daha önce kendisini kaçırıp tecavüz eden ve yeniden görüşmek isteyen Ali Kalkan’ı öldüren N.K. , meşru müdafaa haklarını kullandıkları için beraat etmişlerdi.
 
Ancak yüzlerce kadın, yasal savunma hakkını kullandığı halde kasten öldürme suçundan ya da yaralamadan dolayı yargılanmakta, tutuklanmakta ya da ceza almaktadır.
 
Devlet tarafından sağlanamayan adaletin, kadın tarafından sağlanması en doğal haktır.” Sözü ile de yine bir Çanakkale kadını edasıyla haykırıyordu.
 
Kadına, hem erkeğe, hem de erkek devletin tüm erk’lerine karşı kendi savunmasını yapması ve adaletini kendi eliyle uygulaması dışında başka seçenek bırakılmadığını söylemesi de bence alkışlanması gereken bir başka husustu özetle.
 
Deriz ya bazen ‘Tam Osmanlı kadını’ diye.   Bence, o ‘bazen' şimdi gerekli bir söylem.
 
Sözler ve tespitler ağır gibi görülse de, her bir bireyi dünyaya getiren, o’ na hayat verenin kadın olduğu gerçeğini unutmadan, tekrar dönüyorum bir çacnakkale kadını Avukat demet’e.
 
Şöyle diyordu dün’e özel konuşmasında;
 
“Erkek egemen zihniyet, kadın erkek eşitliğini göz ardı eden yönetim anlayışı, şiddetin önlenmesi konusunda yasaların yaşama geçirilmemesi karşısında, kadına yönelik şiddetle mücadele İçin hazırlanan Ulusal Eylem Planı hızla ve kararlı bir devlet politikasıyla hayata geçirilmelidir.


Kadının güçlenmesi, ailede ve toplumda BİREY olarak dikkate alınması ve eğitimin her kademesinde toplumsal cinsiyet eşitliği bilincinin aşılanması, kadına yönelik şiddeti büyük ölçüde  önleyecektir”
 
Bu bir tespit. Hukukçu gözüyle varılan bir sonuç tu aslında. Peki ya kim kulak vermeliydi ki bu çıkışa?
 
Sorular sorup, başımı muhtemelen bu yüzden ağrıtmadan, devam ediyorum hukukçu bir kadın, hem de Çanakkale kadını Avukat Demet’ in söylemiyle;
 
“Kadına yönelik her türlü şiddetin temel tetikleyicilerinden biri, caydırıcı önlemlerin alınmamasıdır.
 
Kadına yönelik şiddeti önleyici tedbirler alınmasında yaşanan yetersizlikler, şiddetin boyutlarını her geçen yıl daha da korkunç boyutlara taşıyor.
 
Kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda devletin tüm kurumlarının, tüm siyasi partilerin, ilgili STK’ların seferber olması gerektiğini her seferinde ifade ettiğimiz halde ne yazık ki bu sorun yeteri kadar dikkate alınmıyor”
 
Evet öyle mi gerçekten. Bu tespit de böylemi?
 
Böyle ise, neden belli mi acaba şiddete?
 
Neyse ki, ben merak ettiğimi soruyorum. Suç ise, sormak yandık o vakit…
 
Dün’e özel konuşmada bir ölüm dava var ki, o’ da birkaç gün öncesinin gündemine de ağır gönderme içeriyordu.
 
Nasıl mı? Çanakkale kadını, Avukat Demet’ in söylemiyle Aynen şöyle;
“Kişilerin yaşam hakkını korumakla birincil derecede sorumlu olan iktidarın bu konuyu ivedilikle ele alması ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bu konuda daha etkin bir tutum alması gerekirken geçtiğimiz günlerde açıldığı günü Çocuk Bayramı olarak kutlayan Gazi Meclisinin iktidar partisi milletvekilleri verdikleri önerge ile Hukuk devletini ve sosyal devlet olgusunu hiçe saymıştır.  Kadın örgütleri ve siyasi partiler başta olmak üzere toplumun her kesiminden gelen tepkiler üzerine 22.11.2016 tarihinde Adalet Komisyonu'na çekilen cinsel istismar düzenlemesi, komisyonda yapılan oylama sonucu oy çokluğuyla tasarıdan çıkarılmıştır.
 
Bir kez daha önemle belirtmek isteriz ki   Kadının tecavüzcüsü ile evlendirilmesi fikri, hem evlilik kurumunun, hem tecavüzün, hem de tecavüz sonrası kadın psikolojisinin bilinmemesinden ve hafife indirgenmesinden ve en önemlisi de kadının bir kimlik olarak kabul edilmemesinden kaynaklanmaktadır.Bu önerge ancak ve ancak kadına yönelik işlenen suçları özendirir nitelikte, tecavüzü “olağan cinsellik” olarak tanımlamakta bir beis görmemekte ve tecavüzleri normalleştirmekte idi.Oysa ki tecavüz olağan cinsellik ile hiçbir surette bağdaşmayan, temel insan haklarına yapılmış alçakça bir saldırıdır”
 
Doğrudur, yanlıştır…  Fakat bu da bir kanayan yaraya ilişkin, düşünen Hukukçu aktarımıdır.
Dedim ya tam Çanakkale kadını.
Doğru bildiğini esirgemiyor, tak diye söylüyor.
Ne diyeyim ki, en çok da şiddetin birinci derece hedefindeki kadınlar adına bu söylem.
 
Bir söylem daha var ki, o’nda da yorumu artık sizler yapın.
 
Buyurun o söylem ile siz size siniz. Avukat Dilek Temel Özcan, çok mu öz ve can dan konuşmuş ne?
 
“Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı  kalarak bu tür gerici tutumlara karşı her zaman direneceğiz.
 Altında Türk kadınını Cumhuriyetin gerisine itme hedefi yatan her türlü düşünce yapısını red ediyoruz.
Kadınların şiddete uğramayacağı, öldürülmeyeceği, haklarının ihlal edilmeyeceği bir dünya için mücadele etmeye devam edeceğiz.
Güçlü ve sağlam bir toplum için kadına şiddete HAYIR…”