Zaman farklı bir boyutta yaşanıyor gibi…

Zaman farklı bir boyutta yaşanıyor gibi… Saatler dakikalar kadar hızlı, dakikalar saniyeler kadar süratli akıyor adeta. ‘Sonra‘ yok ‚ ‘Şimdi ‘var. ‘An’ var artık. Anlık iletişim, anlık tüketim, anlık hazlar…
 
Peki zamanın kontrolünü mü kaybetti birey?
 
Oysa ki; özgürlük kendi zamanın sahibi olmak değil miydi? Pandemi sonrası hız kazanan dijitalleşme sonrası kendi zamamınımızın kontrolüne sahip olduğunu söylemek ne kadar mümkün…
Pandemi sonrası djitalleşme baş döndürücü bir hızla devam ediyor. Zamanın ruhu değişti sanki. Yüzyüze iletişim, çalışma, eğitimin yerini çevrimiçi platformlar aldı. Günlük rutinler değişti. Kontrol edilemez bir dramatik kopuş var adeta hayatlarda. Dijital teknoloji uzanımlı platform ve cihazlar aracılığıyla tek bir tuşa basarak bilgiye saniyler içinde ulaşılabilmek zaman ve mekan sınırları ortadan kaldırdı.
 
Bilgi baş döndürücü bir hızla evriliyor. Tek bir tuşa basmak yeterli. Yüzyüze iletişimin yerini ‘çevrimiçi‘ iletişim, platformalar alırken; başarılı olma, mutlu olma, onaylanma, beğenilme, en olmanın parametresi ise ‘izlenme, paylaşım, beğeni‘ oranları belirliyor birçoğu için. ‘Mahremiyet‘ kavramı da değişime uğradı. Yeni adı ‘şeffaflık, cesaret‘ oldu…
 
Etkileşimselliğin yerini ‘dijital sessizlik‘, ‘yalnızca dijital platformlarda görünür olmak’ yeterli oldu. Kalemin yerini ‘dokunmatik cihazlar‘, mürekkep kokan kitapların yerini sesli kitaplar, sözlü iletişimin yerini ‘dijital resimler, ikonlar‘ , konuşmanın yerini ‘kısa sesli mesajlar’ aldı.
İletişim evrim geçirdi -baş döndürücü hızla.
 
Sözün özü; pandemi sonrası dijitalleşme konfor alanları sunarken, bireyi gittikçe ‘yalnızlaştırırken‘, kendine, kamusal alana ‘yabancılaştırdı‘… Öyle ki dijitalleşmenin hakim olduğu günlük yaşam süreçlerinde hedonizmin sınırlarında avunan, zamanın ruhunu kaybeden bireylere dönüştürdü…
 
Üstelik endişe verici biçimde…
 
Akıllı telefonunu bir uzvu gibi gören, telefonuna dokunmazsa nefes alamayacağını düşünen, gelen her çağrıya, bildirime yanıt verme zorunluluğu hisseden, çevrimiçi bağımlılık oranı artan, çevrimiçi alanlarda görünür olmak için çaba harcayan, çevrimiçi platformlarda gözetlenmekten haz alan, sosyal medyada paylaşımlarına aldığı her beğeni sayısı, izlenirlik oranı ile mutlu olan bireyin, kendi içinde hiperbolik (çelişkili) eğilimleri gittikçe artmaya devam etti.
 
Dijitall yabancılara dönüştü....
 
Tıpkı Rıchard Senett’in “Kamusal İnsanın Çöküşü” adlı kitabında dile getirdiği gibi, modern çağın yansımalarında kayboldu. Daha az yüzyüze iletişim kurdu, sosyalliğe karşı sessizliği, kamusal alandan uzaklaşıp, kendine yabancılaşmayı tercih ediyor artık.
 
Pandemi sonrası dijitalleşme sonrası kendine yabancılaşan, kamusal alanda görünür olmak yerine dijital platformlarda varlık gösteriyor artık. Sennet’in, modernliğin kamusal alandaki ilişkileri yeni formlara dönüştürmesine yönelik eleştirisindeki gibi ‘sessizlik kültürünün’ parçasına dönüştü…
 
 
Dönüştümçe, dijital egolar, dijtal benlik, bireyin dijital haz, dijital onaylanma nosyonla nedeniyle gerçeklik algısını kaybetti…
 
 
Dijital teknoloji elbette hayatımı kolaylaştıran değerli katıkları olan vazgeçilmez bir bir uzanım…
 
Farkındalık noktası ise; Sayısal algoritma tabanlı web uzanımların içinde kaybolmadan var olabilmek…