Gündem

‘Şiddet Virüsünün Aşısı Örgütlü Mücadeledir… Kadına Şiddete Çözüm Reçetesi

Çanakkale Memur-Sen Kadınlar Komisyonları  Başkanı net mesaj verdi: “ Kadına karşı şiddetin karşısında durmak hayatı savunmaktır. Bu savunmanın hakkıyla yapılması için şiddeti cinsiyetler arası değil zihniyetler arası bir çatışma olarak ele almak gerekir.”

Çanakkale Memur-Sen Kadınlar Komisyonları  Başkanı net mesaj verdi:
“ Kadına karşı şiddetin karşısında durmak hayatı savunmaktır.
Bu savunmanın hakkıyla yapılması için şiddeti cinsiyetler arası değil zihniyetler arası bir çatışma olarak ele almak gerekir.”
Dünyayı kasıp kavuran, Türkiyede de etkisi giderek artan, korona virüse karşı aşı beklenedursun, daha da önemli bir konuya çözüm olacak aşı vurgusu Bağrandan geldi.‘Şiddet Virüsünün Aşısı Örgütlü Mücadeledir…”
Çanakkale Memur-sen kadınlar komisyonları başkanı Aslı Bağran güne özel çarpıcı sözler etti,
25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü nedeniyle yaptığı açıklamasında “Güçlünün zayıfa karşı uyguladığı, insan onurunu zedeleyen şiddet, bazen yaşam hakkını ihlaline varacak boyutta sonuçlar doğurmaktadır.” Diyerek, savaşlardan mülteci kamplarının ağır şartlarından ücret adaletsizliğinden ve çalışma ortamındaki eşitsizliklerden de söz ederek, güne özel konuştu.
Kovid 19 salgını sürecinde görevlerini yerine getirmeye  çalışırken şiddet ve bütün muameleye maruz kalan, kadın kamu görevlilerini de hatırlattı. Başkan Bağran, şiddete uğrayan kadınlarınyanında olacaklarını tekrarladı.
,……………………
Kadına Şiddeti Virüs Olarak Tanımladı
Çanakkaleden kadına yönelik şiddete ilişkin çarpıcı çözüm önerisi geldi: Memursen Kadınlar Komisyonları Başkanı Bağran kadına şiddeti virüs olarak tanımlayıp, buna çare olacak aşının örgütlü mücadele olduğunu savundu.
Dün Kadına Yönelik Şiddete çözüm önerisi ve şiddeti kınayan sert sözler geldi.
25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Gününde  Çanakkale Memur-Sen Kadınlar Komisyonları Başkanı Aslı BÖBEK BAĞRAN çarpıcı cümlelere imza attı:
 
Şiddetin  tarih boyunca insanlığın temel sorunlarında birisi olduğuna dikkat çeken Bağran, şöyle dedi:   “Başta şiddete karşı koyamayacak durumda olan çocuklar, yaşlılar ve kadınlar olmak üzere şiddet bütün toplumu tehdit eden kötücül bir olgudur. Şiddet; dil, din, ırk, sınıf, etnisite, mezhep, cinsiyet ayırt etmemektedir. Bu yönüyle sadece toplumun bir kesiminin sorunu değildir, olmamıştır. Bu kadar yaygın ve yıkıcı bir sorun karşısında hem küresel düzlemde hem de çok yönlü örgütlü mücadelenin geliştirilmesi zorunludur. Güçlünün zayıfa karşı uyguladığı, insan onurunu zedeleyen şiddet, bazen yaşam hakkını ihlaline varacak boyutta yıkıcı sonuçlar doğurmaktadır. “
Başkan Bağran, savaşlardan, mülteci kamplarının ağır şartlarından, ücret adaletsizliğinden, çalışma ortamındaki eşitsizliklerden, iş sağlığı ve güvenliği kurallarına uyulmamasından, sosyal dejenerasyondan, yoksulluktan ve aile içinde meydana gelen şiddetten en ağır şekilde kadın ve çocuklar etkilendiğini vurgulayıp, dünya genelinde sayıları 60 milyonu bulan sığınmacı/mülteciler insan onurunu dikkate almayan yasalar ve uygulamalar nedeniyle ağır şartlar altında yaşamlarını sürdürmekte, bu ağır koşullardan da en fazla kadınlar ve çocukların etkilendiğini de anmısattı.
 Türkiye’deki göçmen kadınların yaşamlarının, onurlarının ve emeklerinin korunması noktasında  tüm siyasi mülahazaların üstünde insani bir görev olduğunu DİLE GETİREN BAĞRAN ŞÖYLE DEDİ:
“Göçmen karşıtı düşmanca söylem ve eylemlerin mülteci kadın ve çocukların şiddete maruz kalmalarına neden olduğu/olacağı unutulmamalıdır. Kadına şiddete karşı politikaların geliştirilmesinde ve uygulanmasında emek örgütlerinin önemi tartışmasızdır.
Emek örgütleri; şiddet bakımından yüksek riskli meslek gruplarının belirlenmesi, farkındalık çalışmaları yürütülmesi, toplu sözleşme görüşmelerine bu konunun dâhil edilmesi, uygulamaların izleme ve değerlendirmelerinin yapılması, iş yaşamında kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi hususlarında kritik kurumlar ve önemli paydaşlardır. Kadınların karar mekanizmalarında yer alma oranının düşüklüğü ve kariyerlerinde belli bir yerden sonra yükselmelerinin önünde görünmez engellerin çıkması, hem kamuda hem özel sektörde devam etmektedir.”
Kadına Şiddetin her türlüsüne karşı olduklarını iğneleyen sözler eden Bağran  Annelik ücret farkının tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çözülmesi gereken problemlerden biri olduğunun altını çizdi ve şöyle dedi:
“Kadınların kariyer yolculuklarını kısaltan ayırımcılığın ortadan kaldırılmasında, kadının analık haklarının korunması ve iş-aile hayatını uyumlaştıracak politikaların geliştirilmesi önemli ve gereklidir. Ayrıca, çalışma yaşamında şiddet, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir iş sağlığı ve güvenliği sorunudur. Çalışma hayatının her aşamasında karşılaşılan yıldırma ve tacizler bir bütün olarak mobbing bağlamında işyerinde şiddet olarak görülmelidir.”
Bağran,  5. Dönem Toplu Sözleşme tekliflerinin öneminin gün geçtikçe arttığına da dikkat çekti, sözleri şöyle geldi:” İş yerlerinde kreşlerin açılması, doğum izinlerinin artırılması ve kadın kamu görevlilerine yönelik mobbinge artırımlı ceza uygulanması taleplerimizin takipçisi olacağımızı yineliyoruz.
Covid-19 pandemisi küresel ekonomik sistem üzerinde yıkıcı tesirinin yanı sıra çalışma hayatında şiddeti artıran bir etkendir. Çalışma hayatı dinamiklerinde yeni bir faktör olan pandemi bir yandan işsizlik sorununu arttırırken öte yandan kamu görevlilerinin iş yeri güvenliğini de tehdit etmektedir. “
Başörtülü Kadına Şiddete Vurgu yaptı
Pandeminin çalışma hayatında şiddeti yaygınlaştırmasının başta sağlık çalışanları olmak üzere bu süreçte iş yükleri artan tüm çalışanları tehdit ettiğinin de altını çizen Bağran şöyle dedi:
“Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de salgınla mücadelede öncülük eden başta sağlık çalışanları olmak üzere tüm emekçilere yönelik saldırıları kınıyor ve kamu iradesini gerekli tedbirleri almaya davet ediyoruz. Bu süreçte Covid-19 tedbirleri kapsamında uzaktan eğitim veren başörtülü kadın kamu görevlilerine yönelik nefret söylemleri ve ayırımcılığına da tanıklık ettik.
Sendikal misyonumuzun gereği olarak, bu menfur hadiseyi Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna taşıdık ve nihayetinde yetkili merci olayda ayırımcılık yasağının ihlal edildiğine hükmetti. Geçmişte ülkemizde kadın kamu görevlilerinin çalışma özgürlüğünün, kitlesel düzeyde kısıtlayan bu tür yaklaşımlara her ne düzeyde olursa olsun karşı olduğumuzu yinelemekte fayda görüyoruz.” Fransa'da geçen yıl gerçekleşen İslamofobik saldırıların yüzde 70'inin kadınlara karşı gerçekleştirilmesinin göz önünde bulundurulduğunda, islamofobiyi kadına yönelik şiddetle birlikte ele alınması gerektiğinide savunan Bağran, hayli çarpıcı şu cümleyi kurdu;” Başörtülü kadınların kamusal alanda varlığını yasaklayan islamofobik anlayış küreselleştiği oranda, bu çarpık anlayışla emek örgütleri olarak mücadelemizin de küreselleşmesinin gerekliliğine inanıyoruz.
25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü vesilesi ile Çanakkale Memur-Sen Kadınlar Komisyonları olarak diyoruz ki;
Kadına karşı şiddetin karşısında durmak hayatı savunmaktır. Bu savunmanın hakkıyla yapılması için şiddeti cinsiyetler arası değil zihniyetler arası bir çatışma olarak ele almak gerekir. Kadına karşı şiddete karşı çıkmak; çocuğa karşı şiddete, yaşlılara karşı şiddete, yetişkinlere karşı şiddete yani bir bütün olarak şiddet olgusuna karşı çıkmaktır ki bu şiddeti olağan gören zihniyetle mücadeleyi gerektirir. Zihinleri enfekte ederek kuşaktan kuşağa aktarılabilen şiddet virüsüne karşı mücadele bütünsel ele alınmalı ve örgütlü mücadele ile yürütülmelidir.
Biliyoruz ki, şiddete bütüncül yaklaşımın bir diğer yansıması çalışma hayatında şiddeti ortadan kaldırmaktır. Zira İş hayatında şiddet sonlanmadan toplumsal yaşamda şiddeti azaltmak mümkün değildir. Bu yönüyle işyerlerinde şiddet ve tacizin ortadan kaldırılması için sosyal diyalog mekanizmalarının etkinliği arttırılmalıdır. Kamu hizmeti verirken şiddete uğrayan kamu görevlileri için mevzuatta gerekli düzenlemeler ivedilikle yapılmalıdır. Bu düzenlemeler, sendikalara ve diğer paydaşlara çalışma dünyasında şiddet ve tacizle mücadele konusunda küresel ölçekte ivme kazandıracaktır.
Bu önemli gün vesilesiyle; Covid-19 pandemisi sürecinde görevlerini yerine getirmeye çalışırken şiddet ve kötü muameleye maruz kalan kadın kamu görevlileri başta olmak üzere tüm emekçileri selamlıyor ve şiddetle mücadelede yanınızdayız diyoruz. Kapitalizmin ürettiği emek sömürüsünde kadınların ucuz iş gücü olarak kullanılmadığı, emperyalizmin ürettiği savaşlarda kadınların insan ticaretine kurban verilmediği, kadınların toplumsal yaşamda hakları ile korunduğu ve fırsatlara erişimde eşitliği yakaladığı adil bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyoruz.”

Cuma Deren