gelçar denizcilik

ERKEKLER  NEDEN  AĞLAMAZ ?!..

Hemen aklınıza gelen cevap belli, ERKEK olduğu için… Öyle mi? Böyle cevabıduygusuz,vurgusuz, kaygısız, saygısız adam için söyleriz de bu erkeğin kısaca ÖKÜZ olduğunu söylemeyiz…

2901 0

Hayrettin Parlakyıldız

Hayrettin Parlakyıldız

 
Hemen aklınıza gelen cevap belli, ERKEK olduğu içinÖyle mi? Böyle cevabıduygusuz,vurgusuz, kaygısız, saygısız adam için söyleriz de bu erkeğin kısaca ÖKÜZ olduğunu söylemeyiz…
Ne, “kadınlar gibi ağlıyorsun ? ” sözü çok kolay söylemli, ama aslında zor eylemli olduğunu bilen, anlamlı bir insan için geçerli değildir…
Kültürel yapımızda ölüp gidenin arkasından ağlamak İslâm öncesi sözlü edebiyatta sagularla, İslâm sonrası Divan edebiyatında mersiyelerle, halk edebiyatında ağıtlarla verilmiş; insanın insana olan ihtiyacı-bağlılığı bu edebi türlerle hatırlar boyutunda anıtlaştırılmıştır.
Ağıt söyleme geleneği, yeryüzündeki hemen her milletin kültüründe bulunmaktadır. Fakat bu ağıtların birçok özelliği, evrensel niteliklere sahip olup her insan topluluğunun ağıtlarında da bu özelliğin büyük bir kısmı yer almaktadır. Türk ağıtlarında da, tüm insanlığı ilgilendiren bu evrensel özelliklerin dışında Türklere özgü, evrensel olandan kısmen farklılaşmış çeşitli nitelikler de bulunmaktadır.
Türk ağıtlarının en bariz özelliklerinden birisi, ağıt söyleyen kişilerin hemen hemen hepsinin kadın ağıtçılardan oluşmasıdır. Ölüye ağlama törenlerini sadece kadınlar düzenler ve yürütür. Bunlar ölünün kız kardeşi, anası, karısı, kızı, başka yakın akrabaları, dostları, komşularıdır.” Merdan Güven (Folklor Edebiyat)
Dede Korkut’ta ve diğer halk hikâyelerde de ağlayan erkek motifine pek rastlanmaz.
Kültürel yapımızın içinde ağlamak eylemi kadınlarımızın rahatlama, stresini atma, kızgınlığını, kırgınlığını, dargınlığını frenleme; ailesine, kocasına, kaynanasına, duyarsızlara gönderme yapma olup Anadolu kadının çektiği çilenin “gözyaşıyla” dışarı akıtılması;  rahatlamaya açılan kapıyı, bazen aralama bazen yaralama bazen karalama bazen de daha ileri gidilirse, kadımızın kendini “yaralayarak, ince hastalığa (verem-tüberküloza) götürme hali olur ki,  bu da dert ortağımız, huzur evimiz, gönüldaşımız, evdeşimiz olan kadınlarımızın tabiiliği (doğallığı) gibi görülse de iyi bir psiko-terapi (ruhsal tedavi)”şekli değildir…
Ağlamak da bir anlam, akıtılan gözyaşında bir SİTEM, gereksiz gözyaşlarında ise, sistematik bir İSTEMvardır… Burada önemli olan bunu sistematik hale getirmemektir, gelirse, sahte ve timsah gözyaşı olarak adlandırılır ki, inandırıcı olmaz… Halbuki, gerçek ve yerinde olan gözyaşındaki mânâ derindir…  
“Gözyaşını, mendile oya yapanların”, çektiği çileyi anlamak, anlatmak, kolay değildir,    ancak onu yaşayanlar anlar, anlatır, anlatırken de yaşar..
 Dede Korkut’ta ve diğer halk hikâyelerde de ağlayan erkek motifine pek rastlanmaz.
 
Bazı güzel sözler ile bilinen bir şarkımızın güftesindeki mesajlara bakalım:
“Gülmek yerine kahkaha, hatta ağlamak daha mânâlıdır. 
  En iğrenç yalan, gözyaşı şekline girendir.”
 
“Duydum ki, unutmuşsun gözlerimin rengini,
  Yazık olmuş o gözlerden sana akan yaşlara,
  Bir zamanlar seninle ateşlenen başımı,
  Dizlerinin yerine dayasaydım taşlara...”
 
  Yukarıdaki güftedeki söyleyiş ve nezaketli sitem de ayrı bir güzellik taşır.
 
Duygusal olmak güzeldir, hırsı, hainliği törpüler, ihaneti engeller;“bencilliği-     bireyselliği” birey olma içinde “kendi” olmaya zorlar, toplumsallık anlayışı içinde “güven” anlayışını sağlar ki, bu da “insan” olmanın özelliğini model hale getirir..
Bu arada “erkekler neden ağlamaz” sözünü açalım:
Erkekler, duygusuz olduğu için değil; kadınlarımıza göre metanetli olması, dikkatli olması, dış işlerinde etkili, tecrübeli ve kazanç kapısının başı olması, savaşların acılarını, yokluklarını çeken, ağlamalı dolaşmanın, sulu gözlü olmanın;  yokluğu, yoksulluğu ve geleceği karartacağı bilindiği için onun acılarla zaman geçirmesinin ACILARA göğüs germenin zoruluğu yaşanacağı için, zamanın MELELERİ ( akilleri) tarafından yasaklanmış ve kontrol altına alınarak; “erkekler ağlamaz, ağlarsa iş hayatı, aile hayatı, bozulur, onu model alanların da hem moral  seviyesi hem bedensel gücü düşer ve bu da toplumsal, ailesel batış-çöküş demektir... Böyle bir çöküş de toplumun ve devletin kurallarına zarar verir ki,  kuralsızlık başlar, kuralsızlık da kararsızlığı körükler. Bunun içinAĞLAMA mantıklı hareket etmeyi engeller...
Erkeklerde duygusallılık, göz yaşıyla ortaya çıkarsa; hemen biri tarafından uyarlır ve bu uyarma da farklı bir örnekle ortaya atılır:
 “ Ne karı (kadın) gibi ağlıyorsun lan !..” denilerek, hem azarlamalı, aşağılama yapılır hem de farkında olmadan (iyimser bakışlı olursak), evdeki kadınlarımız, kızlarımızaşağılanır. Bunu söylemeye kalksanız, azarlayan kişi bunun farkında bile değildir. Erkek olarak ağlamamak, önemli bir meziyet olarak görülürken; ağlatmamak, ağlayınca uyarmak, büyük erkeklerin (baba, amca, dayı, enişte gibi) görevidir...
Hiç mi ağlamayalım, hiç mi gülmeyelim, hiç mi konuşmayalım, hiç mi, hiç mi hiç mi..?! Elbette değil,.. Önemli olan ağlanacak yeri bilmek, gerektiği gibi ağlamak, duygu yükünün sevincini-acısını gözyaşlarıyla sulamak, insan olmanın, robotluktan kurtulmanın özelliğidir.
Sevinçli günlerimizde gülmeye alıştığımız için, acılı günümüzde ağlarız, bazen 46 yıllıkhatıraların-huzurlu hayat sürmenin-sürdürenin hanımlığı-kibarlığı için bazen ailesel bireylerin (anne-baba, ağabey-abla) bazen arkadaş-dost için bazen vatan-vatanın kurucuları için bazen bizleri yetiştiren, üzerimizde hakkı olanlar için... Bazen ülkenin geleceği ve çocuklarımızın geleceği için olmalı, ama anlamı yerini bulmalı...
İş-aş için ağlamada gelecek (çıkarsız olacak) kaygısı, Eşi için ağlamada sevgi-kaybedilen huzur, aranılan EVDEŞLİK ve anılar etken olmalı !?..
Ağlamada içtenlik esas olurken; bu görüntü dıştanlıkta kadında HIÇKIRIK, erkekte hüngür hüngür ağlama çok şeyi anlatır; sessiz kalarak göz yaşını içine akıtmak, metanet gibi görülse de SEVGİNİN-İLGİNİN derinliği vardır...
Şu unutulmamalıdır; BİZ erkekler de ağlarız, AĞLAMALIYIZ  DA !..
Allah’ın  yersiz, anlamsız, kaygısız-saygısız GÖZYAŞI döktürmemesi dileğiyle !..
                                                
                                                                                                                     07.04.2019
                                                                                                            Dr. Hayrettin Parlakyıldız
                                                                                                            Kıbrıs İLİM Üniversitesi
                                                                                             E-posta: hparlakyildiz@mynet.com
 
 
 
 
 

Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Emine Ozel Eren 383 - 07.04.2019 14:09:04
Yureginize saglik Hocam.Erkeklerde aglar yurekte biriken zehir aci baska nasil cikabilir?
Avatar
SEDAT YURTSEVEN382 - 07.04.2019 11:37:37
Ağlanır Hayrettin'im,ağlanır.Insansanız ve bir gönül dünyanız varsa!!!!!
Avatar
Mesut Dikbakan381 - 07.04.2019 11:09:47
Harika bir yazı.Kutlarım.Gönlüne sağlık.Selâm ve sevgilerimle.