gelçar denizcilik

TİYATROYUCULAR GİDERSE !?..

“İnsanı, insana, insanca anlatma sanatı olarak” tanımlayan sanatçılar, tiyatroyu öksüz ve yetim bırakırlarsa...

410 0

Hayrettin Parlakyıldız

Hayrettin Parlakyıldız

İnsanı, insana, insanca anlatma sanatı olarak” tanımlayan sanatçılar, tiyatroyu öksüz ve yetim bırakırlarsa; kişisel tiyatrodan başlayarak, toplumsal tiyatro, millet tiyatrosu, dünya tiyatrosu yalnızlaşır, insanlar öküzleşir, toplum rahatsızlaşır…
Tiyatro insanı sevme, övme sanatıdır, öldürme, yok etme sanatı değildir… Tiyatro mesaj atar, mesajın karşılanmasını ister, mesaj atılır, pusuya yatılır, kanal tıkalıysa açılır, insanın insan olduğu anımsatılır, bunu anlayacak insan bulunmazsa, tiyatrocu kaçırır, tiyatrodan zevk almaz…
Tiyatro görsellik, tiyatro dilsellik, tiyatro şiirsellik, tiyatro işitsellik, tiyatro dinsellik, tiyatro cinsellik içerir, ama ölçüyü kaçırınca bu “sellikler”, bir işe yaramaz, “selliklerin” kökü kurur…
Tiyatro jest ister, tiyatro mimik ister, tiyatro zekâ ister, tiyatro bilgi ister, tiyatro ilgi ister, tiyatro ezber ister, tiyatro çalışma adabı ister, tiyatro birlik ister, tiyatro komedi, dram, trajedi ister, tiyatro diksiyon ister, tiyatro ses ister, tiyatro doğaçlama ister, tiyatro dekor ister, tiyatro ışık ister, tiyatro repliklere odaklanma ister, tiyatro kostüm ister, tiyatro kulis ister, tiyatro sahne ister, tiyatro mesai ister, tiyatro disiplin ister, tiyatro sahnelenecek yer ister, tiyatro emek ister, tiyatro YEMEK ister, tiyatro samimiyet ister, tiyatro işte uyum, dışta ALKIŞ ister; tiyatro verirlerse PARA, vermezlerse ARA ister, tiyatro dürüstlük ister, tiyatroyu oluşturanlar HAK ister, geçinmek-geçindirmek için karısını, evini, geleceğini kurmak adına SİGORTASINI, günlük hayatta kendi olmasını, emeğinin karşılığı olan PARASINI ister…
Tiyatro hayata eleştirel BAKIŞ, insanlarda toplumsal ışık yakanların gönlüne bir AKIŞTIR!... Tiyatro kilimlerimizde işlenen nakış, tiyatro insanların gelecek duruşunda bakış, perde aralarında seyircilere ve kulistekilere GÖZÇAKIŞTIR !...
Tiyatro bir heyecandır, tiyatrocular-seyirciler bir CANdır, tiyatronun teknik kadrosu beceriyle buluşma, sahnede rol alacakları buluşturma, kuliste küskünleri barıştırma, rolleri oynayacak kişilerde makyajla heyecanları yatıştırma işidir. Senaryo ve tiyatro yazarı, yönetmeni AZARI olan kişidir… Herkes oyun hazırlanıp sergilenene kadar hinlikleri, kemlikleri, tiyatro kimliği adına içine gömen kişidir…
Tiyatro eleştirir, eğlendirir, eğlendirirken düşündürür, doğarken 1.mevkide gelenlerin, hayatta müşkül mevkide gittiklerini ortaya çıkarır… Tiyatro bir hastalıktır, ama ustalık isteyen… Tiyatro bağımlılıktır, esrarı (gizem) olan, ama uyuşturmayan…


Biraz da Türkiye’de tiyatroya bakışı görelim:
Yıllarca sanat yapalım sözlerinin arasında, sanatı ve sanatçıyı öteledik, irdeledik, sanatı ve sanatçıyı bize uymuyor diye perdeledik… Yanlış yaptık, yanlış yaptırdılar, yanlış yaptık; sanatı anlamdık, anlatamadık, anlatamadılar, sanat öksüz-yetim, sanatçı bırakıldı, açıkta kaldı, üzerlerine bir yorgan örtemedik, örttük çektiler, çektikçe üşüttüler… Üşütmenin, üşümenin hesabını uyumsuzlukla, adapla daha ilerisi ahlâkla bağdaştırdık, bir türlü kendi ahlâkımızı sorgulamadık; ağabeyler-ablalar bizim yerimize karar verdiler, geleceği düşünmeden, izlemeden, görmeden, “dedi ki-demişler”le toplumsal hayatımıza, evrensel anlayışımıza zarar verdiler…
Türkiye’de tiyatro yıllardır İDEOLOJİK anıldı, tanıtıldı, magazinde tiyatronun perde arkasındaki CİNSELLİKLERi topluma aktarıldı, yaşanmışlıklar mutlaka olmuştur, olabilir, bunlar özel görülebilir, ama kulis odası ve sonrası mahremleri magazine düşünce, sanata ve bu gibi sanatçılara karşı olanları tavır almaya, dedi-kodulara gereksiz, yersiz, haksız fantezilere götürdü-getirdi !?.. Tiyatroyu ve tiyatrocuyu derinden yaralayan bazı ferdilikler, bazılarında da FEVRİLİKLER yarattı…!
Sizler tiyatroya gittiniz mi, sizler tiyatroya gittiyseniz-izlediyseniz; o işinin nasıl kotarıldığını, kulis denilen mutfağında, günlerce-haftalarca-aylarca harcanan emeği; iki saatte, iki-üç perdede sizlere sergilediler… Tiyatroyu izlerken, oyunun içeriğine, dekora, ışığa, kostüme, rol alanların uyumuna baktınız mı? Yoksa, kostüme bakarken, küsüp de kustunuz mu?!... Teknik kadroların, rol alan sanatçıların maaşlarını düşündünüz mü, sahnedeki lüks kostümlerden, tiyatro sonrası günlük kıyafetlerinin içindeki psikolojik travmaları, ceplerinin boşluğunu, her şeye rağmen sergiledikleri oyunun hoşluğunu kimselere söylemeden, söylenmeden evin ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaklarını düşündünüz mü?
Biz düşündük, kırkbeş yıllık eğitim-öğretim hayatımızda öğretmen okulundan başlayarak, (ilkokuldan-liseye, liseden-üniversiteye kadar) emekli olana kadar tiyatro üzerinde ders ve uygulama yaptıran biri olarak, hep düşündük, hep yaşadık, hep empati yaptık, ama acımasızca yargılamadık… Tiyatronun uçuk-kaçık tiplerini gördük, izledik… Özel tiyatroların sıkıntılarını bizzat gözlemledik, devlet tiyatrolarındaki sanatçılarının ciddiyetini-ağırbaşlılıklarını, oyundaki farklılıklarına şahit olduk, gurur duyduk-öğrencilerimizle paylaştık…
Bu günkü gelinen noktaya baktık, geçmişte sanatçılara jest olarak “devlet sanatçılığı, maaş artırımı yapanları” hatırladık, onları iyilikle anarak, yönetimi sırasındaki sanatçılara iyileştirme yapan T. Özal’ı, zaman zaman tiyatro ve kabarelere giden ( Devekuşu kabare tiyatrosunun neredeyse oyununu yazacak kadar ) eleştiriye açık, hoşgörüyü şiar edinen S. Demirel’i, İnönü’nün, develet tiyatrolarına bakışını, M.Kemal Atatürk’ümüzün yeni kültürümüzü oluştururken, Muhsin Ertruğrul’un ciddi-tavizsiz tarzı içinde tiyatro izlemeye gidişini düşündük; tüm bu hatırlamaların yanında bugün tiyatroya karşı tavır alanların, kendi tiyatrolarını nasıl oynadıklarını da gördük…!
Tiyatroda Muhsin Ertuğrul’un sert, ciddi-tavizsiz tavrının bazen ideolojik ( eğitimini SSCB almıştı) anlayışıyla karıştırması, ( belki o günkü şartlarda bir model-bir tarz olarak alındı) bizde tiyatroyu bilmeyen tiyatroculara örnek olsa da, insanın sanatçı sıfatıyla anılmasının getirdiği hava, toplumla bütünleşme yerine kopmayı sağlamıştır diye de düşünüyor, bunun da halkla bütünleşmeye araç olan tiyatroya ARİSTOKRAT anlayışı istemeden de olsa getirdiğini sanıyoruz… “Halk için sanat mı, sanat için sanat mı, para için sanat mı, ideoloji için sanat mı, yaranmak-yararlanmak için sanat mı” hâla bu NETLİK kazanmadığından, TİYATRO sanatını anlayamadık, anlamamakta da ısrar ediyoruz….
Tiyatro sanat dalında son yıllarda sanatçı yetişmiyor, devşirme sanatçılar her yer yerde kol geziyor, TV kanallarındaki dizilerin her biri bu söylemimize örnek teşkil ediyor… Bugün bunları yaşayınca ister alaylı (usta-çırak ilişkili), ister mektepli gerçek sanatçılar da birer bire hayata elveda diyor, sanki “dünya bir sahne, gel sen de oyna” söylemini doğrularcasına… BEYİN göçü, BEYLERİN (sanatçıları cinsiyet ayırmadan tümünü kastediyoruz) göçüne dönüşüyor, sanatçıların bazıları sessiz (Gülriz Sururi gibi), bazıları alkışlarla uğurlanıyor…
Burada başta Fikret Hakan ( çok yakın tanıyıp-dersimizde konuk olduğu için) rahmetliden başlayarak, aramızdan ayrılan tüm tiyatro-sinema sanatçılarını şükranla anıyor, rahmet onlara, sevgi onlara diyoruz…
Gerçek tiyatrocular giderse, ortalık kime kalır? TİYATORACILARA …! Tiyatoracılar da tiyatro yaptıklarını zannederek, halkı ayrıştırabilir, ayrışan halkta bütünlük olmaz, böyle olunca da halk tiyatro bilmez…
İSTEK; Yetkililer, tiyatroları desteklemeli, köstek olanlardan kurtarmalı, “demokrasinin en önemli unsuru ve en verimli muhalefeti olan tiyatro” toplumun bakışını yansıtarak, yöneticilere ışık olmalı, ADABI bilerek, toplumsal görevini yerine getirmeli…
Hayatın bir TİYATRO olduğunu bilenlere ve bildirenlere MERHABA !...

27.01.2019 Dr. Hayrettin Parlakyıldız
Kıbrıs İLİM Üniversitesi
E-posta: hparlakyildiz@mynet.com




 

Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hakkı Bahar320 - 30.01.2019 13:53:23
Hayrettin Hocam, gençliğinde 20 nin üzerinde oyunu hazırlayıp, ancak 5-6 sını o da kısıtlı sayıda ve yerde oynaya bilmiş biri olarak ( ne ki Efes Antik tiyatroda oynama hazzımı da belirtmeden geçemiyeceğim ) yazınızı keyf ile okudum. Benim başıma gelenlerin tüm nedenleri yazınızda saklı. Yazacak yer sınırlı, sonra yüz yüze konuşuruz. Elinize sağlık.