KORKU  YARATARAK,  KORKANLAR !..

KORK, KORKUT, KORKMA, KORKMAK, KORKMAMAK; gibi fiil çekimi çok güncel, çok öncel, çok dinsel, çok cinsel, çok ilkel, çok biçimsel, çok filmsel, çok gülümsel, çok kötümser olan,  dört harfli kötü fiili

247 0

Hayrettin Parlakyıldız

Hayrettin Parlakyıldız

KORK, KORKUT, KORKMA, KORKMAK, KORKMAMAK; gibi fiil çekimi çok güncel, çok öncel, çok dinsel, çok cinsel, çok ilkel, çok biçimsel, çok filmsel, çok gülümsel, çok kötümser olan,  dört harfli kötü fiilin çekimleri !?..
İnsanları yönetmek bu fiille çok kolay, insanları yönetmeyince de büyük bir olay… Tarihin her devresinde yaşanan, yaşatılan, insan ruhunu kavramadan, insanı tanımadan, insanlık dışı hareketin çok yoğun yaşandığı yer ÖN-ASYA, ORTA-ASYA, ORTA-DOĞU coğrafyası değil mi…!?  Tabiidir ki, biz de bunlardan nasibimizi maalesef alıyoruz…!?
Günlük korkularımıza bakıyoruz; sabahtan kalkar-kalmaz çocuklara bağırarak, surat asarak, “elini-yüzünü yıkadın mı, çişini yaptın mı, işe geç kalacaksın, ustanı kızdırma, öğretmenini üzme, dersini yaptın mı, yemeği pişirdin mi, kocana hizmet ettin mi, banyonu yaptın mı” gibi hep korku, stres ve şiddete yakın söylemlerin yanında; ilkokuma-yazma öğretiminde verdiğimiz “emir cümleleri”ne de bakmak gerek…
İş hayatında, eş hayatında, ev hayatında, aile hayatında, “ YA patron gelirse YA sana kızarsa, YA işten atarsa, YA seni boşarsa, YA sana küserse, YA seni bırakır giderse, YA notunu vermezse, YA ya ya ya !.. Bütün bu “ya”lar; bizi YALAKA yaparsa…!?  Bunu hiç düşünmeyiz, düşündürmeyiz, düşünürse kızarız-oracıkta hemen bozarız…
Bir de kendimiz korku yaratmayı (kimse bir şey demeden) çok severiz… Bu âdetimiz de aileden veya iş yerinden gelen varsayımlı korkularımızdır ki, en tehlikelisi de budur. Burada da Dedekorkut kitabının “mukaddimesi”inde (önsözünde) yer alan “kadınlar gruplamasını”  hatırlarız. Bizde korku yaratanlar, erkeklerden çok kadınlarımızdır (istisna olanlardan özür dileyerek), her şeye şüpheyle bakarız…
Yukarıdaki söylemlerimizin yanında yöneticilerimizin yarattığı korkular da ayrı, hele ülkemizde ibrikçibaşlarının korku yaratmaları da ayrı bir değerlendirme konusudur. Yöneticilerimizin iyi niyetli söylemleri, bazen ibrikçibaşlarına “durumdan vazife çıkartma” şeklini verdirir ki, aman ha!.. bunlara da çok dikkat etmek gerekir…
Allah ;
 “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstününüz O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdar olandır.!.. http://www.enfal.de/melmalili/hucurat.htm
El hucurat suresinin 13. âyetinde yer alan bu söyleme baktığımızda “korkasınız-kavga edesiniz,” diye bir şey yok… Yalnız, bu âyetin çevirisini yapanda bir kelime bilgisi eksikliği olsa gerek ki, “en üstün olanınız korkanınızdır” diye bir fiille cümleyi bitirmeye çalışmış… Buradaki korku “sakınmak-çekinmek” olması gerekirken; neden korkunuz diyerek, insanın tabii ihtiyacı olan “sevmek ve sevilmek” fiili, “korkuyla” verilmeye ve Allah sevdirilmeye çalışılmış…!? Hristiyan inanıncına göre insan “günahkâr doğar ve günahkârdır”, bu yüzden, doğar doğmaz vaftiz edilirler… İslâm, “korku dini değil, sevme dinidir”
Bizler, korku şeklini buradan alırsak, günlük hayatımızın her sahasında KORK kelimesi etken haline gelir… Bizler, bu anlayışla Mevlâna’yı, Yunus’u, Hacıbektaş’ı, Hacı Bayram’ı anlayamayız, anlatamayız…!?
İslâm’ın, insanın, toplumun güzelliğini anlamak, sevginin korkudan üstün olduğunu özümsemek, insan olmanın gereğidir, anlamıyorsak-anlatamıyorsak, orada durup düşünmemiz ve kendimizi eleştirel bakışla değerlendirmemiz gerekir… Bunu yaparsak, bu güncel korkulardan, korkutanlardan kurtulur, ENDORFİN denen “mutluluk” hormonunu etken hale getiririz; çünkü, içimiz-dışımız hep korku doldu…?!
Ne yapalım dersiniz? Hep beraber karar verelim;

  1. Kişilerin her söylediğini,
  2. Whatsapptan her gelen yazıyı, karikatörü, fotoğrafları yayınlaştırma,
  3. Surat okuma, sonra yorum katma,
  4. Laf taşıma, taşınan-gelen her lafa yorum yapma, kendini zihni olarak etkileme,
  5. Yalnızlığın- iletişimsizliğin getirdiği duygularla akşam senaryo yazma, sabah oynama, oynarken surat okuma, başarılı olunca mutlu olma, karşı tarafın rahatsızlığından, rahatlık yaratma…
  6. İbrikçibaşılığı gibi kişilik yıpratıcı görevden emekli olma…
  1. Emekli olamıyorsa, çarşıda-pazarda yeni açılan veya açılacak tuvaletlerde  görev almak için müracat edip, suların kesildiği zaman ibrikleri doldur ve saftirikleri bekle…!!!?
Yukarıdaki maddelerin içinde (6-a) mizahi olanlara, İZAH gerekmeyeceği için onu dikkate almadan beşe maddeyi samimiyetle okuyup oradaki davranışlardan vazgeçerek;
 KORKUSUZ kültürle çocuklarımızı, gençlerimizi, eşimizi, işimizi, işçimizi, iş verenimizi, öğretenlerimizi ve öğrenenleri “gerçek sevgiyle” buluşturmak gerekir ki, bu da kişisel, ailesel, işsel ve toplumsal GÜVENLE olur…!?
Sizlere KORKTUĞUM’dan değil, SEVDİĞİM’den  saygı duyuyorum…
 Kendi yarattığımız korkulardan, KORKMAMANIZ dileğiyle…!
                                                    
                                                                                                                                                                                
                                                                                             13.01.2019
                                                                                  Dr. Hayrettin Parlakyıldız
                                                                                  Kıbrıs İlim Üniversitesi
                                                                        E-posta: hparlakyildiz@mynet.com
 
 
                              
 


Etiketler; #korku
Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.