gelçar denizcilik

SOSYAL MEDYADAN ESİNTİLER “ II ”

Sevgili okurlar, sizinle daha önce yukarıdaki başlıkla buluşmuştuk,

891 0

Hayrettin Parlakyıldız

Hayrettin Parlakyıldız

Sevgili okurlar, sizinle daha önce yukarıdaki başlıkla buluşmuştuk, SOSYAL medyadan gelen paylaşımlardan uygun bulduklarımızı da arada bir buraya taşıyıp okuyucumuz olan siz takipçilerimizle paylaşacaktık. N’aberle (whatsapp) gelen bu paylaşımın imlâlarını düzelterek aşağıya alıyor, bu gün de onlardan birini de köşemize taşıyoruz. Aşağıda, güzel çekici bir başlık altında geçmişi bulup bu günü irdeleyeceksiniz.... Bu hikâyede her okuyucu kendinden bir parça bulacak ve heyecanlanacak, 50 ile 68’DEN; BU GÜNE hadi okuyalım !..
İŞTE BİZİM HİKÂYEMİZ !..
50'li yıllarda Demokrat Parti'yle Hayata gözlerini umutla açanlar. Tahta beşiklerde ninnilerle uyuyup, 60 ihtilâlin ayak sesleriyle uyananlar. Çocukluğunu bu kargaşayla geçirip, 68 'de 18 yaşın heyecanıyla 68 kuşağının çilesini çekenler. Bu hikâye sizin.
Bizim o yıllarda çocukluğumuz Hep sıkıntılarla geçmedi, Biz nedense ergenliğe geç girdik. Evimiz kadar güvenli sokağımızda Çocukluğumuzu uzun yaşadık. Bizim oyun alanlarımız çoktu. Yemyeşil çayırlarda, bahçelerde Güven içinde oyunlar oynardık.
Biz küçük şeylerden mutlu olmasını iyi bilirdik, Uzun kış gecelerinde içilen semaver çaylarıyla, Aile toplantılarının sıcaklığını hep hissettik, O yıllarda komşuluk bağlarımızda güçlüydü. Bir maniniz yoksa akşam annemler size gelecek, sözü bizi çok mutlu ederdi.
Karanlık günlerde önlüklerimiz karaydı ama Karanlıkları aydınlatan beyaz yakalarımız gibi Umutlarımız, mutlu günlerimiz de vardı. Kitaplarımızı, defterlerimizi itinayla kaplardık. Tahtadan, telden, ağaçtan oyuncaklar yapardık. Yaratıcı, yetenekli, paylaşımcı çocuklardık.
Biz,yuvarlak,köşeli kurşun kalemlerimizle, Düz, eğik, süslü okunaklı yazılar yazardık, Biz halk kütüphanelerine, Halk Evlerine giderdik. Ne omuza asmalı deri, renkli çantalarımız,
Ne 0,5 uçlarımız, ne kokulu silgilerimiz vardı.
Tahta sıralı, varil sobalı sınıflarımızda Kara tahta başı heyecanlar yaşardık. Nohutlu, fasulyeli matematik derslerimiz. Cin Ali serisi okuma saatlerimiz, Andımız, 50.Yıl Marşımız, Cumhuriyet şiirlerimiz…
Sapanla kuş avımız,derede yüzme yarışlarımız Ömer Seyfettin, Dede Korkut hikâyeleri
Kafdağı arkasına uzanan masallarımız. Battalgazi, Köroğlu Destanları Uzun kış gecelerinde uyuklayarak dinlediğimiz babaların, dedelerin askerlik anıları.
Amerikan yardımı süt tozundan hazırlanmış, Beslenme saatlerimizi unutmak mümkün mü? Ya sabahları üzerine ''sana''yağı sürülmüş, Taze yumurtalı, pekmezli sabah kahvaltılarımız. Tarhana Çorbası'nın lezzetini nasıl unuturuz? Pazar sabahları sıcak ekmek kuyruğunda Buharı kokusuna karışmış pidelerden,somunlardan Elimiz yana yana yediğimiz lokmalar...
Bizim Amerika'dan ithal herkesin okuduğu, Teksas-Tommiksimiz-Zagor'umuz da vardı. Hayat, Ses Mecmuaları, Hürriyet'in ilaveleri Radyoda Enosis-Makarios, Viyetnam haberleri Arkası Yarınlarımız, efekte Korkmaz Çakar, Bizimkiler, Kaynanalar, Radyo Tiyatrolarımız, Erkan Yolaç'la Evet-Hayır yarışmalarımız, Orhan Boran'ımızla Yuki'miz. Hayatımızın bir parçasıydı.
Soğuk kışgünlerinde,buzlu yollarda Tahta okul çantalarımızı kızak yapar kayardık. Bizim mahalle bakkalımız Haydar Amca'mız,Yolunu hasretle beklediğimiz postacımız, Bekçi Hasan'ımız, kasabımız, manavımız, Mahalle bekçimizin düdüğünün sesini, hepimiz çok uzaklardan tanırdık.
60'lı sıkıntılı yılların sonunda, Amerika Apollo 11'i Ay'a gönderirken, Bizim ilk yerli otomobilimiz Anadol'umuz, Başarılı olamadığımız ''Devrim'' arabamız, Arkasından 124 Hacı Murat'ımız O yıllarda bizim ne emniyet kemerimiz, Ne otomatik klimamız, cd çalarımız, Ne uzaktan kumandamız, ne oto alarmımız, Ne hava yastığımız, ne otoyollarımız vardı.
Bizim uzaktan kumandamız yoktu. Çatılarda daha iyi görüntü için ölüm tehlikesiyle, Antenleri biz çevirirdik. Grundig, Şhaplorenz asker bavulu televizyonlarda Karlı, silik,bulanık görüntülerden oluşan Yerli diziler bizi mutlu ederdi.
Arnavut kaldırımlarındaki oyunlarımız, Gece muhabbetlerimiz, cambazlı panayırlar, Topacımız, misketimiz, uçurtmamız, Topacımız, misketimiz, uçurtmamız. Gizlice içtiğimiz, birinci, bafra, gelincik, Pamuk şeker, şeker Elma, Kağıt Helvalarımız, uzun eşek, birdirbir, saklambaç oyunlarımız.
Hayatımıza renk katan, bayramlarımız. Biriktirdiğimiz bayram harçlıklarıyla gittiğimiz
Dönme dolap,atlı karınca, çadır tiyatrosu. İstop,dokuztaş, mendil kapmaca, Gazoz kapağı,sigara kutusu,bilya, düğmelerle Yaratılmış bir oyun dünyamız vardı Yakan Top,seksek,çelik-çomak oyunları. Okulda Yerli Malı Haftalarımız, evde tasarrufa teşvik edici kumbaralarımız…
70'li yıllarda muhtıralar, sağ-sol çatışmaları. Üniversitelerde Komünist-Faşist suçlamaları.
Fabrikalarda DİSK-MİSK mücadeleleri. Grevler, emeğin patronları, sendika ağaları. İdeolojilere kurban edilen zavallı işçiler.
Okullarda Devrimci-Ülkücü kavgaları. Ada'ya barış götüren Kıbrıs Harekatı'mız, sokakta şeker, yağ,benzin kuyrukları. Tahrip edilen sınıflar, heba olan milli servet. Bölünmüş öğretmenler, taraflı polisler. Milli duygularla ülkesine sahip çıkanlar, Bu arada yok olan gencecik fidanlar İmamoğlu-Önkuzu'lar...Bu öykü sizin.
Birbiri ardına devam eden cenaze törenleri. Romantizm ile terör arasına sıkışmış Kayıp bir kuşağın çocuklarının savaşı. Kardeş kavgaları, siyasi cinayetler. Kurtarılmış bölgeler,okullar, mahalleler.. Yakılan, yıkılan, boşaltılan köyler…
Sonra 80 de 12 eylül sabahı, Hasan Mutlucan'la uyananlar,Tutuklananlar, göz altına alınanlar, Akıl almaz işkencelere uğrayanlar, Bedenlerini, ruhlarını kaybedenler,Yeni idamlara, haksızlıklara şahit olanlar. Gönülden yaralanıp gençliğini sürdürenler. Akıl almaz işkencelere göğüs gerenler, 20 yılı aşkın süredir terörle birlikte yaşayanlar. 68 kuşağının özgürlük savaşçıları. Bu öykü sizin.
Erkeklerde İspanyol paça pantolonlar, Geniş gösterişli kravatlar,uzun saç ve favoriler, Siyasi görüşe uygun,yukarı-aşağı, kalın bıyıklar, Deri çizmeler,asker postalları,askeri renkler, Parkalar,kalın kemerler,palaskalar, kalpaklar, Arka cepte ince dişli taraklar,yuvarlak aynalar, Gömlek ceplerinde gelincik, birinci, bafra sigaraları…
Biz anne-baba sözü de dinlerdik. Çoğumuz görücü usulü ile evlendik. Kim ne derse desin, Hala devam eden çok mutlu evlilikler kurduk. Sevmesini de sevilmesini de iyi bilirdik. Leyla'yı bilir, Mecnun'u anlardık. Bizim ne unutulmaz aşklarımız vardı.


Mevsim mevsim yaşadık duygularımızı, Şarkılarda sever şarkılarda ayrılırdık, Bizim mektuplarımız renkli kâğıtlara yazılmış, Aşk mektupları,asker mektupları, Gül kokulu,duygu dolu,gözyaşlarıyla ıslanmış, İçinde bir tutam sac,bir küçük el izi, dudak izi taşıyan selamla başlayıp, selamla biten mektuplar…
Şimdi teknolojik gelişmelerle dolu 21.asrı yaşıyoruz. Kredi kartı, bilgisayar, internet, cep telefonu, Süper market, mp 3 çalar, dizüstüler, plazmalar… Artık o kokulu, duygu dolu uzun mektuplar yok, Aşklar yok oldu, duygular kısaldı, sembol oldu; Gençlerin iletilerinde ''nbr'', ''by'',''slm'' kısaltmaları. Cep telefonlarında kısa mesaj çılgınlıkları.
Nerede meyvasını elimizle topladığımız ağaçlar? Korkusuzca oyunlar oynadığımız sokaklar... Nerede o sözünün eri yağız delikanlılar..? Vefalı dostluklar,ölesiye arkadaşlıklar, Nerede utangaç al yanaklı kızlar..? Saflık, doğallık, bağlılık nerde...?
Bu nedenle çocukluğumu özlüyorum. El yapması oyuncaklarımı, Uçurtmamı, yaralı dizimi, annemin ninnisini, Kâğıt helvayı, bakkalın sakızını, Bahçedeki kiraz ağacını özlüyorum…” (Coşkun Demirçelik Edebiyat Öğretmeni)
Dünden, bu güne yaşadıklarımızda YERİ OLANLARA selâm, sağlık ve rahmetle !..


22.12.2018
Dr. Hayrettin Parlakyıldız
Kıbrıs İlim Üniversitesi
E-posta: hparlakyildiz@mynet.com























 

Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Dr. Nazime Tuncay305 - 23.12.2018 18:30:31
Sayın hocam, yazınız için sizi tebrik ederim. İnşallah sizin yazılarınızı okuyan herkes,benim gibi, teknolojinin bize kaybettirdiği değerlerin farkına varırlar ve hayatın sanal çerçeve dışında gerçek yönlerine bakarlar. Yazılarınızı büyük bir zevkle okuyor, yeni yazılarınızı merakla bekliyorum.
Avatar
Semiha Mansız304 - 23.12.2018 17:43:40
Arkadaşım o kadar mükemmel yazmışsın ki çok duygulandım çocukluğumda yaşadıklarım bir şerit gibi gözümün önünden geçti, sanki eski günlerimi yaşadım, ellerine yüreğine sağlık, teşekkürler, selamlar sevgiler.