HAYATTA EN KORKTUĞUM ŞEYLER…..

Unutmaktan, yaşadıklarımın bir zaman sonra hiç olmasından çok korkuyorum. Bir de, bir gün beni sevmekten vazgeçeceksiniz diye açıkçası ödüm patlıyor.  

116 0

Burcu Erdal

Burcu Erdal


Bu hayatta en korktuğum şeyler, kapı deliğinden bakarken birinin beni tüfekle taraması ya da gözüme şiş batırması. Kaşlarım iple alınırken, huuurrpp diye kirpiklerimin de yanında gitmesi. Denizde yüzmek ve en önemlisi unutmak. Unutmaktan, yaşadıklarımın bir zaman sonra hiç olmasından çok korkuyorum. O yüzden okuma yazmayı öğrendim öğreneli günlük tutuyorum. Son oniki  senedir ise bu günlükleri basılı hale getirdim.
 
Kendi kendime verdiğim bir sözüm var benim. Çocuklarım çok konuşuyorum diye beni huzurevine kapattığı zaman, günlüklerimi okuyup “Vay be ne günler yaşamışım!” demek istiyorum. Çocukluğum, ergenliğim, aşklarım, acı çekişlerim; yavaş yavaş olgunlaşmam, bazen olduğum yerde saymam, bir türlü beladan çıkmayan burnum. Hatalarım, yanlışlarım; bunların farkına varıp yine tekrar edişlerim... Kendi hayatımın, nasıl bir eğriyle gittiğini izliyorum anlayacağınız...
 
Her şey bundan 12 sene önce, internette kendime açtığım bir web bloğu ile başlamıştı. Burda yazılar yazar ve yayınlardım... Nerden Bilebilirdim ki ben    buradaki yazılarımı birgün olupta   kitap haline getirebileceğimi.
 
Araya evlilik, hamilelik girince son kitap biraz gecikti doğal olarak. Tam çıkartacaktım, hooop iç kanama geçirdim. Tam çıkartacaktım, hoop hamile kaldım. “Acaba bu bir mesaj mı?” diye korktum ama baktım bir şey olmuyor, “Haydi” dedim, “Ver gazı” ve bir kitabımı daha tamamladım.
Her insanın bir başucu kitabı olmalı hayatında diye düşünerek başlayan her satır sizin kitabınızdır hayatta yazar olmak yada yazmaya çalışmak başlı başına bir uğraştır hayatta, yazdığınız her kitap yada günlük basılmak zorunda değil eğer sizlerde benim gibi yazmayı seviyorsanız  deneyin derim. Hissettiklerinizi yazmaktan korkmayın kim bilir birgün çok ünlü bir yazarda olabilir siniz elbet...
 
Benim kitaplarımın ana kaynağı 12 yıldır tuttuğum günlüklerimdir.
Çok yazmışlığım olsada baskısını hiçbir zaman düşünmeden yazıp kendi dünyamda bir yazar yaratmayı başarmış biri olarak hep mutlu sonlara ulaşmışımdır.
 
Üniversite yıllarımda yazdığım bir kitabım hiç çıkmaz aklımdan ve ben hep bütün günlüklerimde ‘mutlu son’ olsun diye var gücümle uğraşırım. Amaçsız ama hisli yazar bloğuma koyardım.. Bazen umutlarım tükenir kendimi sorgular ve ben bu işin üstesinden gelenmeyeceğim kaygısı ile tam umudumu kestiğim bir dönemde birde  baktım ki sayfa blogumda da mutlu sona ulaşmışım ve kitabım tıklanma rekorları kırmış...
 
İşte , O çocukluk yıllarımdailk yazmaya çalıştığım kitabım:
 
KİTABIMIN ADI:
Beynimle bir dakika umutlandırıyor beni...
 
Ankarada yine bir gün ve ben yine, istasyonda oturup tren bekler gibi, düşüncelerimi bekliyorum...
 
Bir baktım, beyni böyle iki yüz gram kıyma gibi kafanın tasında yalnız bırakırsan, gidip korku filmi açıyor hemen. Kapatırsan, gerilim açıyor. Onu da kapatırsan, yine böyle ormandan sesler gelen bir şeyler açıyor.
Bir yerde okumuştum, bu türü sevmesinin nedeni, evrimin ilk başlarındaki eski beyin alışkanlıklarıymış.
Yani eskiden çok eskiden, belki de henüz dört ayağın üzerine dikilmemişken biz, dünya gerçekten de sürekli kükreyen kanatlı şeylerle doluydu.
Yürürken yem olurdun.
Geceleri güzüne uyku girmese iyi olurdu.
İşte beyin hâlâ o eski yazılımı kullandığından, bizi bir huzurlu bırakmıyor.
Fakat kumandayı ona verir ve yalnız bırakırsan durum bu.
Kumandayı ona vermemek de, yalnız bırakmamak da mümkün. Yeter ki, beynini tanı.
Yeter ki, arada kamerayı ona çevirip bir bak. Ne dolaplar döndürdüğünü görüyorsun.
İlla benim gibi, düşündüğünü niye düşündüğünü de düşünen bir tip olman gerekmez.
Peşine dedektifi tak, anlarsın.
Bir kere bir şey hayal etmeye gör, hemen onun olmazlarını çıkarıyor önüne.
Moral bozucu bir Google gibi.
Daha önce bunu deneyenlerin başına şunlar geldi. Bakın buna kalkışırsanız neler olabilir izleyin. Durun, pişman olanların videolarını açayım da görün gibi. Zaten insan olan hemen vazgeçiyor kalkışmasından. Eski beyin yazılımı, hayalleri okuyamıyor çünkü.
Gerçekleşeceğine inanmıyor. Gerekirse, sana ait geçmiş yenilgileri de açıyor tek tek.
Yeter ki, kıpırdama. Arkasına saklandığın kayadan çıkma.
Güneşe çıkma. Kalkışma. Yem olursun. Ham olursun. Yazık olursun. Rezil olursun...
Bu oyunlarına kanmayalım arama motorumuzun.
Biz onu yeniden programlayabiliriz. Hayallere odaklayabiliriz. Cesaretle çalıştırabiliriz.
Bir kitap düşünün.
İlk bölümler hep, terapist koltuğuna uzanınca yalan yanlış anlattığımız çocukluk dönemi.
Neden yalan yanlış biliyor musunuz, ah işte bu da beynin başka bir oyunu...
Sürekli hatıraları dağıtıp dağıtıp düzenliyor şu beyin.
(Kimin beyniyse artık)
Kafasına göre. İspat mı istiyorsunuz, gidin çocukluğunuzdan hatırladığınız bir anıyı, ona şahit olmuş birinden dinleyin.
Tamamen farklı bir kurgu dinleyeceksiniz.
‘Hayır o trendeydi’ dersiniz, ‘trende değildi, steyşın reno arabasıydı o komşunun’ der.
E tabii hal bu olunca, kitabın ilk bölümleri palavra ve uydurma dolu oluyor.
Şu anki halinize uygun olarak biçilmiş kaftanlar: Ben ilk bestemi üç yaşında, sahile vurmuş bir balığa yapmışım. Gibi.
Beyni yalnız ve işsiz güçsüz bıraktığınızda, oturup yeni sayfaları doldurmuyor.
Kısaca, büyük vakit kaybı.
Bazen de gidiyor, taaaa ilerideki bir sayfaya, korkulu resimler çiziyor.
Yahu bu senin resim defterin mi! Git canavarını başka yere çiz.
Ben bu sayfaları hayallerimle dolduracağım. Ben şu an yaptıklarımı yazacağım.
Yoksa şu an burada olmamış olurum.
Bütün gün eski bölüm izlersem ya da geleceğe canavar resmi çizersem, bugünkü bölüm çekilmemiş olur.
Bugün yapacaklarım, bulaşık gibi günün kenarında kalır. Yaşanmamış olur. Yapılmamış olur.
En fenası da, hayallerim gerçekleşmemiş olur.
Çünkü bir tek şeyden eminsem o da şu: Yapmazsam olmaz.
İşte bir sabah oturup da, kafatasına konmuş beynimi izleyince bunları gördüm.
Kendi haline bırakırsan grisi koyulaşıyor. Korkuları yükseltiyor.
Geçmiş gitmiş bölümleri oynatıyor. Ya da gerilim filmi açıyor.
Onu her sabah tatlı bir çocuğu gezintiye çıkarır gibi, parklara bahçelere götürmeli.
Hayal kurdurmalı. Hayallere giden yolları düşündürmeli.
Her güne kamış batırıp, dibine kadar içmeli.
Yastığa başını koyunca da teşekkür etmeli.
 
Israr ederse, geçmişin ve korkuların set olarak DVD’sini çıkarırız. İsteyen izler.
 
SEVGİYLE KALIN
 
 


Etiketler; #hayatta
Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.