HAYALLER VE GERÇEKLER

.

720 0

Selma BAŞER TÜRK

Selma BAŞER TÜRK

 ''Günaydın Ebru Hanım''
''Günaydın Zafer Bey''
''Dün doktora gideceksiniz, umarım her şey yolundadır''


 ''Aaa... evet evet bir şey yok, her şey yolunda, teşekkür ederim'' Ceketimi düzeltmek bahanesiyle arkamı döndüm. Aynayada kendime baktım, gözlerim heyecandan çakmak çakmak, yüzüm kıpkırmızı. Kalbimin gümbütüsü neredeyse dışarıdan duyulacak, ayy...belki de duyuluyordur. Bu adamı her gördüğümde bunları yaşamak zorunda mıyım? Kendi kendime verdiğim telkinler işe yaramıyor, kızıyorum. Bu seferde aynada gözlerim ona takılıyor. Kıvır kıvır açık kumral, omuz hizasına kadar gelen saçlarının bir tutamı geniş alnına düşmüş, yüzünü gölgeliyor. Önce bir parmağımla, o tutamı kenara itsem, sonra tüm parmaklarımı saçlarının arasına geçirip, hafif masajlar yaparak dolaştırsam, bal rengi gözlerine korkmadan utanmadan uzun uzun baksam, o etli dudaklarını doyasıya öpsem, sonrada geniş güçlü omuzlarına kafamı gömsem, o baştan çıkarıcı, erkeksi, mis gibi kokusunu içime doyasıya çeksem...Bunları düşünürken aynada göz göze geldik, hemen bakışlarımı kaçırdım. Bana neler oluyor, çok mu yalnız kaldım ne? Kaç yıl oldu ben bu defterleri kapatalı? Allah'ım lütfen aklıma mukayyet ol. O da etkilendiğimin farkında ama en ufak bir saygısızlık, taşkınlık yapmıyor. Saygılı, ölçülü, samimi tavrı devam ediyor. Belki biraz flörtöz, yanıma yaklaşıp, gözlerimin içine bakarak konuşuyor, uzun süre bakışlarını çekmiyor, bakışları sevecen ve ilgili, kendiliğinden oluyormuş gibi hafif bir temasta bulunuyor ama bunu o kadar doğallıkla yapıyor ki, bu onun tarzı, niyeti bozuk olan benim diye kendi kendime kızıyorum. İşin kötü tarafı da şu, sitede oturan tüm hanımlar ona hayran, bunu diğer kadınların bakışlarından, tavırlarından anlıyorum, sanırım birazcık ta kıskanıyorum.
         Bir gün, uzun boylu ince yapılı bir kadınla gördüm onu, eşiymiş. Neee... evli miymiş? Yıkıldım adeta, yine de bir şey belli etmemeye çalışarak hal hatır sordum. Kadın hastaymış, doktora gidiyorlarmış. Yüzü sapsarı, makyajsız, incecik elleri yaprak gibi titriyor, gözleri çekingen, korkak, her an ağlayacakmış gibi bakıyor. Asında güzel bir kadın, ama o kadar silik ve gösterişsiz ki, adamın yanında sönük kalıyor. Adama acıyorum ve bir kez daha kaderime kahrediyorum.
        Banyonun tavanı akıyor, usta çağırdım, bugün öğleyin gelecek, izin aldım. Asansörde Zafer'in karısı Mine ile karşılaştık, doktordan dönüyormuş. Nasıl tanıştılar, nasıl evlendiler, böyle iyi adamları nasıl buluyorlar, ben de olmayan ne var bu kadında merak ediyorum. Bir hinlik yaptım ''birlikte bir kahve içelim mi?'' dedim, kabul etti. Çekinerek içeri girdi, koltuğun kenarına ilişti, bacaklarını birleştirerek oturuyor, ellerini koyacak yer bulamıyor. Göz teması kurmaktan kaçınıyor, çok ürkek. Orta şekerli Türk kahvesinin ardından baktığım kahve falı, sohbetimizi kolaylaştırdı.
        Muğlalıymış, iktisat okumuş, bir mali müşavirlik bürosunda işe başlamış, yazlık komşularına tatil için gelen Zafer'le orada tanışmışlar, birbirlerinden hoşlanmışlar. İki ayrı ilde oldukları için birbirlerini çokta tanıma şansları olmamış. Kadın konuşurken iç sesim de konuşuyor- tanıma şansı olsaydı seni alır mıydı?- Tatil sonrası telefon görüşmeleri, mesajlaşmalar, bir iki kez kısa süreli buluşmalar yetmemiş, Bakmışlar, iki tarafın da ailesi iyi, bunlarda evlenme çağına gelmiş, evlenmişler. Telefonu çaldı, ''Apartmandayım, eve girmek üzereyim'' hızla, izin isteyerek, çıktı. Zafer evden aramış, bulamayınca cepten arıyor. Adama bak, karısı eve varabilmiş midir diye telaşlanmış.
        Mine ile ara ara bende buluşuyoruz. Gelirken evinin telsiz telefonu yanında oluyor. Halinden memnun, ailesinin uzakta olduğunu, Zafer'in arkadaşlarını beğenmediğini, onlarla görüşmesini istemediğini, tek arkadaşının ben olduğumu, bizim arkadaşlığımızdan da haberinin olmadığını  söylüyor. Bence sakıncası yok, onunla birlikteyken, Zafer'le ilgili konuşmak hoşuma gidiyor. ''Zafer’in kazancı iyi, çalışmamı istemedi, buna çok üzüldüm. Kimseye muhtaç olmadan, kendi paramı kazanmak isterdim''- biz de evi geçindireceğiz diye, sabahtan akşama kadar kırk kişinin kahrını çekiyoruz, hatunun üzüldüğü şeye bak- ''Her gün birkaç kez evden arar, günlük alışverişi kendisi yapar, bana bir şey alacağımız zaman da birlikte gideriz....'' ''Aaa.. ne iyi, genelde erkekler alışverişi sevmezler, şanslısın'' gözleri dalgın dalgın bakıyor. ''Evet ama ben bazen farklı şeyler de almak istiyorum, zevklerimiz uyuşmayabiliyor'' - Kızım adam alışverişini yapıyor, seninle her yere geliyor, bir mutlu ol be yavrum.- ''Sık sık sevişmek istiyor, ben istemiyorum '' koptum, dinleyemiyorum artık. -Benim hayallerimi süsleyen adama, kadın nazlanıyor- Bunları anlatırken, o kadar korumasız görünüyor ki, duygularım karışıyor. Acıma ve kıskançlıkla bakıyorum zavallı yüzüne. O kendisiyle ve sorunlarıyla o kadar iç içe ki, yaşadığım duygulardan habersiz, konuşacak birini bulmuş olmanın mutluluğuyla, anlatmaya devam ediyor.
        İkisini bir arada, evlerinde görmek için can atıyorum, ilişkilerini merak ediyorum. Bir hafta sonu, daha fazla dayanamadım, ağrı kesici istemek bahanesiyle bulundukları kata çıktım. Koridorda bir kadın ağlaması duyuluyor, önce  tereddüt ettim, sonra cesaretimi toplayarak zillerine bastım. Kısa bir beklemenin ardından Zafer kapıyı hafifçe araladı. Çok şık bir spor kıyafet giyinmiş, saçlarını jöleyle arkaya doğru yatırmıştı. Kalbim duracaktı neredeyse. Her zaman ki ilgili hali ve yumuşacık konuşmasıyla ''Ebru hanım hoşgeldiniz, nasılsınız, buyrun yardımcı olabileceğim bir şey var mı?'' Kapının aralığından Mine'yi gördüm. Küçük bir köpek yavrusu gibi, koltuğun dibinde büzülmüş, bedeni sanki iyice küçülmüş, gözlerinde büyük bir çaresizlikle, ağlıyordu. Yere indirilmiş masa örtüsü, kırılan tabaklar, bardaklar, her tarafa saçılmış yemekler… görüntü korkuçtu.
        Nasıl bir bahane buldum, eve nasıl geldim hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde kanepemde oturmuş, ileri geri sallanıyordum. Gözümdeki perde inmişti. Zafer'e olan ilgim Mine'nin söylediklerini göz ardı etmeme neden olmuştu. Anlattıklarını bir kez daha gözden geçirdim. Ailesi uzakta, arkadaşlarıyla görüşmüyor, kazancı yok, telefonla kontrol ediliyor, eleştiriliyor, aşağılanıyor, giyimine, makyajına karışılıyor, kendi başına hareket edemiyor, istemediği halde cinselliğe zorlanıyor, özgüveni yerle bir edilmiş, bu kadın yoğun bir duygusal şiddete maruz kalıyor. En acısı da bu sevgi, ilgi, tehlikelerden onu koruma adı altında yapıldığı için kafası ve duyguları karışıyor. Derdini kimseye anlatamıyor. Etrafındakiler onu şımarıklıkla bile suçlayabilirler. Tıpkı benim yaptığım gibi. Affet beni Mine, nooolur affet.  Bundan sonra yanındayım, bununla birlikte mücadele edeceğiz.
 
Selma BAŞER TÜRK
 


Etiketler; #hayaller
Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Eylul218 - 22.4.2018 15:25:42
Bilmeden ne kadar insana haksızlık ediyoruz yargılar bulunuyoruz
Hayata dair iddialarımız beklentilerimizi azaldikca daha dogru bakabilecrgimizi düşünüyorum arkadasim
Avatar
Suna çetin215 - 21.4.2018 08:14:20
Canım bir solukta okuyuverdim
anlatımın çok akıcı ve insanı içine alıveriyor eline kalemine yüreğine sağlık