KIZINDAN BABASINA MEKTUP,,,  (HASTANE KORİDORUNDA YAZILAN BİR YAZIM)

Hayat Zormuş Anladım da En Zoruda Seni Bu koridorda günlerce beklemek olmuş benimi çin. Hiç bilemeden girmişim senle bu yola . Hatırlıyorum da ilk öğrendiğim zaman çokta uzun sürmemişti Bursa…..
 
O an zaman çok kıymetsizleşmişti içimde. Hayatımda ilk defa trafik kurallarına uymadan kullandığım araba ve hızın sonu ama ben başarmıştım…Seni sona yaklaşmadan hastaneye yetiştirebilmekten başka tek bir düşüncesi olmayan kızın tabiki boş durmada o hastane koridorlarında….
 
Seni bir iğne vurarak aldılar yanımdan… Öyle zordu ki çaresizlik… 5 Dakika içinde karar vermem gerektiğini söyledikleri zaman doktorlar beynim durmuştu sanki.. Tam 17 ay ge çmiş üzerinden ve ben daha dün gibi hatırlıyoru mherşeyi bazen gözlerim uzaklara dalıyor ve sen giderken dediğin şu son söz geliyor aklıma…
 
Hani demiştinya bana şimdi gözlerimin içine bak ve bana söz ver eğer bu ameliyattan sağ sağlim sana geri dönemezsem  benim için kendinden asla vazgeçmeyeceksin demiştin ve bende gözümden akan yaşlara inat sana  şöyle demiştim sen bana dönmezsen ben sen gelene kadar burda seni beklelyeceğim ve biliyorum ki sen benim arkadaşım , sen benim sevgilim ve sen benim kankam en güzeli sen benim hep en kıymetlim olmayı başardın… Şimdi bana senden vazgeçmemi ve hiçbirşey olmamış gibi yaşamamı isteyemezsin demiştim… Sonra sen yine üzüleceğimi bilerek bana elini kaldırıp hoşça kal kızım demiştin… Ben o anı ölene dek hiç unutamayacak bile olsam sana kalbimle kocaman bi r öpücük göndermiştim… Hissedeceğini biliyordum baba….
 
Sonra en kötüsü saatlerce kendimi bilmeden dolaşmıştım Bursa sokaklarında…..
Sonra sen çıkmıştın ameliyattan ama ben seni görebilecek cesarete sahip değildim… Düşündüğüm tekşey şimdi sana ço k iyi bakmak zorundaydım.. Ama ben hiç hasta bakmamış biri olarak bunu yapabilecekmiydim bilmiyorum… Ayakta kalabilmek uykusuzluğa dayanmak içi n sadece dua ediyordum.. Derken zaman geçti seni getirmişlerdi.. Ve ben ilk defa korkmuştum seni kaybetmekten… Belkide hayatım işte burda değişmişti. Bu  güne dek saçma sapan herşeye üzülerek kendimi yıpratmıştım ki o an aklım başıma geldi benim… Bundan sonra tek hedefim seni iyileştirebilmekti… Gel zaman git zaman derken 17 ay bitmiş baba… Şükürler olsun yanımda sın ve benimlesin…
Hadi sana yazdıklarımı okuyalım…..
DEMİŞİM Kİ KENDİME:
 
Merhaba hayat, ben insanım.

 Bu mektubu, bir önceki yayımlanan yazımda da bbahsetmiş olduğum gibi 17 ay önce by pass operasyonu geçiren ve benim bakmak zorunda oolduğum babam hastanedeyken yazmaya başlamıştım.



Sevgili baba,
Hastanedesin, bilmiyorum çıkman ne zamana denk gelecek, bilmiyorum ben seninle konuşabilecek miyim yakın zamanda; ama eğer çıkarsan göndereceğim bu mektubu sana.
 
Kendime bir anne bir de baba bulmaya diye gelmiş olduğum bu dünyada, 34 yaşında, bir zamanlar sınıf arkadaşım ya da hatta yakın arkadaşım olan nice insanın ismini bile bilmediği bir şehirde tek başıma yaşayacağımı düşünmezdim. İnsan zaten genelde yaşayacağı hayatla ilgili çok farklı fikirlere sahip oluyor; malum, hepimiz hayatın anlamını çözmek için etrafa bakmamız gerektiği söylenerek büyütüldük.Dünyanın sevildiğine bir türlü inanamadığı dönemi - bilim zirvelerinde önemli kimselerin göğüslerini gere gere, süslü sözlerle birbirlerine açıkladıkları ve çoktan çözüldüğünden emin oldukları çok bilinmeyenli bir denklemde gizli saklı bir virüs çıkıverdi ortaya, apansızın: Kimsecikler inanamadı.
 
Zaten hayat en çok biz onu çözdüğümüzü zannettiğimizde gülüyor bize. Biz şaşırdığımızla kalıyoruz.



Şimdi ben içimdeki nice korkuyla nice yarayı birbirlerine karşı dikilttiğim zaman hepsini içine alan bir karmaşık renkli gerçeklik ortaya çıkıp yutuveriyor hepsini. Aslında şöyle adamakıllı tanışamadığımız gerçeği kalbimin çok ortasında bir iz bırakıyor, bardağın dibindeki kireç tortusu gibi. Şahsen ben tam olarak nasıl anlatacağımı bilmiyorum; ama sen babanı bekliyorsun , belki o  bu ameliyata gitmeden evvel benzer şeyler hissettin benimle.
 
Bilmiyorum kaç defa söylendim arkandan, "babamın tek sözü 'gitmesen olmaz mı?' oldu" diye…
Yıllar önce göç edecek kızına söylediği tek cümle bu. Ne kadar ayıp. Ne kadar kısa.



Şimdi ben de aynı şeyi tekrar ediyorum içimden, kulağımda Gipsy Kings - 16 yaşımda sana karışık kasetini yaptırdığım Gipsy Kings.
 
Bilmiyorum geçmişimizden mi beslenecek yeni geleceğimiz yoksa sıfırdan bir şeyler mi inşa edeceğiz sen geri döndüğünde. Belki mesleğin sebebiyle yaptığın gibi bir plan çizeceksin Rotring kaleminle, belki eskiden kalan bir inşaat planı, sonra beraber inşaat alanına gideceğiz ve ben çimentonun o kadar akışkan bir şeyden o kadar katı bir şeye evrimini izlerken senin bildiğin onca şeyle gizli gizli övüneceğim. “Benim babam bu binayı hayal ederek yaptı. Evet, o bir inşaat mühendisi.” Olabilirdi diyeceğim.
 
Çocukların babalarıyla övünmek için ne kadar az sebebe ihtiyaçları var. Bizse kendimizle nasıl zıt bir yerden iletişim kuruyoruz. Ben mesela, ne yaparsam yapayım bir türlü yetiremiyorum kendime. O gün tesadüfen spor yaptıysam çamaşırları yıkamadım diye suçluyor zihnimin arkası. Öbür günler gene çok fazla yedim diye söyleniyorum, reflüm biraz daha aktif olarak belli ederken kendisini. Sen de gece yarısı kalkıp annemin günü için yaptığı sarmaları tek harekette yutardın. Ben o dolmaların hayaliyle uyandığım günler geçirdim buraya geldiğimden beri. Bazen kıskanıyorum senle ablamı, annemle yaşıyorsunuz diye. Dünyanın en güzel yemeklerini yiyorsunuz her gün. Hem de birbirinizin ayak seslerini duyuyorsunuz mesela bulunduğunuz odaya doğru. Ya da kedilerin birbirleriyle atışmalarını birinci elden izliyorsunuz. Akşam biriniz çay getiriyor, sabah biriniz çay demliyor.
 
Yalnız yaşamayı düşündüğüm kadar çok sevmedim. Sevemedim. Bir zamanlar İstanbul’da yaşamayı çok sevmek isteyip de bir türlü sevemeyişim gibi. Burada da yaşamakta olduğum bir yuvam var ama bir türlü tam yuva gibi göremiyorum onu. Başımı altına koyduğum bir çatım ve bana her karşılaşmamızda çikolata ikram eden komşum, yan binada sadece 3   tl ye  çamaşırlarımı yıkayabildiğim bir çamaşır ve kurutma makinesi, üç sokak ilerimde köpekler için bir park, evimden tam iki dakikalık yürüme mesafesinde olan ve aynı zamanda iş yerim olan güzel bir doğal ürünler marketim var. Şükredebileceğim binlerce sebep. Evet. Biliyorum. Benim yerimde olmak isteyen belki yüzlerce insan var… Ama buraya geldiğimden beri öğrendim ki insan bazı acıları ve sıkıntıları sadece şükürle üstlenemiyor bazen. Ya da şükür duygusu kendisini aynı oranda sıkıntılı olma duygusuyla birlikte tezahür edebiliyor. Yani bu şansa sahip olduğum için şükretmem bu duygunun hiç de rahat ve keyifli olmadığı gerçeğini ötelemiyor.
 
Neyse, şimdilik burada bitireceğim mektubumu. Hastanede uyuduğun her gün için bir mektup yazacağım. Belki uyandığında bunları okuyarak yetişirsin bulunduğum yere, kimmişim ben, neler hissediyormuşum. Sonra da sen bana yazarsın belki, sen kimmişsin. Belki birbirimizi tanıdıkça daha çok fark ederiz aile olduğumuzu. Farklılıklarımızın ve uzlaşamadığımız görüşlerimizin biraz arkasında paylaştığımız genler var. Ama işte, pek konuşmadık birbirimizle.
Olsun, zamanımız var. Hiç kimse çıkamıyor evinden, sana doğum gününde de söylemiştim, “belki sık sık konuşuruz, bütün dünya evinde, ben de evimdeyim; internetten görüşürüz belki.”
Belki sen döndüğünde yaparız. İyileşmeni heyecanla bekliyorum.

Diyerek bitirmişim ona yazdığım mektubumu . Emalum insan hastane koridorunda ne kadar düzgün düşünerek yazabilir ki bende arşivlerime baktığımda buldum bu yazımı. Şimdi okuduğum zaman çok ilginç gelsede o anlarda en büyük korkum onun hastaneden sağ salim çıkamayabilm ihtimaliydi. Babam 72 yaşındaydı. Geçireceği operasyon yaşını kaldırır mıydı kimse bilmiyordu . Ama benim hayatımın en zor günleri imiş. 17 ay geçmiş geri dönüp baktığımda  ki şimdi babam iyi ama 17 ay boyunca hiç yanından ayrılmamış olan biri olarak bu süreç  çok zordu .. Diyeceğim o ki sağlık çok önemli bir şey sakın sevdiklerinizden vazgeçmeyin ben hiç vazgeçmedim..