Evde oturmayı çok seviyorum ben.

Evde oturmayı çok seviyorum ben. Bir şey ya da biri beni çağırmadıkça, davet alsam bile içim evet demedikçe dışarı çıkmadan günler geçirebilirim. Cemre benden bi' tık daha az evde durur. Beliz ise hiç durmak istemiyor! Evde hangi kapı açılırsa açılsın son hız kapıdan dışarı çıkıyor. Aynı odada bile uzun süre kalamıyor çocuk.

Küçükken annem beni zorla dışarı çıkarırdı. Çocukların her gün belli saatler boyunca dışarıda zaman geçirmesi gerektiğine inanıyordu. Nereden bilsin kızının Human Design profilinde münzevilik var ve bu, yani evde kendi halinde olması, onun için gerçekten sağlıklı! Bazı sabahlar üstümden yorganı altımdan çarşafı çekerek yataktan kaldırır, yürüyüşe götürürdü. O kadar gıcık olurdum ki o zamanlar! Şimdi aynı muameleyi ufak kızımdan görüyorum. Sabahın köründe saçımı çekiyor, yüzüme vuruyor, yorganı kaldırıyor ve kapıyı işaret ediyor. Daha gözümü bile açmadan kendimi holde ya da mutfakta buluyorum. Yaşı biraz büyüdüğünde ne olacak kim bilir? Arazideki yuvamıza döndüğümüzde sabahları onu yatakta değil, bahçede, ağaç tepelerinde ya da çoban köpeğimiz Tipi'nin kulübesinde bulabilirim.

Çok değil üç-dört yıl öncesine kadar içimde fark ettiğim bütün kök inanışları, takip ettiğim düşünceleri, deneyimlerin sonucunda ulaştığım içsel bilgiyi, her şeyi yazardım. Sanki yazmazsam hepsini unutacağım gibi gelirdi. Ama en çok fark ettiğim dert ile ilgili aklımdan geçen bütün düşünceleri yazmazsam, gözden kaçıracağım, şifalanamayacağım zannederdim. Anlama baskısı ile zihnimin her köşesine bakar, tamamen odaklanır, her şeyi görmeye, her taşın altına bakmaya çalışırdım. Yüzlerce not sayfası, taslak birikmişti telefonumda. Bu, gergin bir haldi. Günümden, andan alıkoyan bir hal.
 
Çözerdim de birçok şeyi.

Sanırım o zamanlar yolculuğu bir şekilde kontrol edebileceğimi düşünüyordum. Ya da belki de acele ediyordum. Bir an önce bitsin bu hal, bir an önce geçsin...
 
Sonra sonra fark ettim ki aslında bütün farkındalıklar kendi zamanlaması ile geliyor. Kendimi ne kadar zorlasam da zamanı değilse anlamıyorum, görmüyorum. Teorik olarak tespit etsem de kök inancı, hayatıma nasıl sirayet ettiğini göremiyorum, tam idrak edemiyorum.Sonra bir an geliyor, aydınlanıyorum. Her şey yerli yerine oturuyor.
Yol boyunca görmem gereken ne varsa gördüm. Bilmem gereken ne varsa bildim kendimle ilgili. O an için. Şimdi için uygun olanı. Zamanı geleni.
Ondan önce olmadı hiçbir şey.
O kadar çok deneyim yaşadım ki yola güvenmeyi öğrendim sonunda. Bırakmayı kendimi.İçimde öğrenme, anlama, fark etme ve içinde bulunduğum halin ötesindeki hakikati görme niyeti sabitti. O halde her şey zamanında açılırdı. Görülürdü. bilinirdi.

Hatırlanırdı.
Birkaç yıl oluyor işte. Sildim bütün taslakları. Notları.
Bi' hafifledim anlama baskısını bırakınca. An'da olmak daha kolaydı. Akması, kabulü daha kolaydı. Geçmişimi de şimdimi de.
Korkmuyorum artık görememekten, bilememekten, kaçırmaktan, unutmaktan, fark etmemekten...
Ne zaman gelse anlama, bilme baskısı niyet ediyorum hemen;
Görmem gerekeni görmeye, artık bana hizmet etmeyeni ayırt etmeye ve bırakmaya, kendimi yeni'ye açmaya.Zamanı gelince açılıyor her şey. Çiçek gibi. Yaprak yaprak.

Acelem yok.
Buradayım.
Yürüyorum.
Adım adım.