Büyüyor bizim kız; Resimli bir günlük yapmış kendine.

Büyüyor bizim kız; Resimli bir günlük yapmış kendine. Unutmak istemediği şeylerin resmini çiziyor. Birkaç kelime yazıyor üzerine, hatırlatıcı olsun diye. Geçen gün sadece bir sayfasını gösterdi bana. Diğerleri özelmiş. O artık çocuk değilmiş, kendi özeli varmış. Her şeyini bana anlatacak değilmiş.

Vallahi kırıldım ortadan ikiye. Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim (sanki çocukken ben de aynını anneme dememişim gibi!).

Bir yanım saygı duymak ve tamam deyip gidebilmek istedi, öbür yarım naz yapıp, hatta ağlamaklı bir yüz takınıp "nolur, noluur" diye yalvarmak. Sonuç olarak gizli gizli bakmak suretiyle o resimlerin hepsini gördüm. Kendime kızmıyorum, yine olsa yine yaparım.

Hem seviniyorsun büyüdüğüne hem de bi' burukluk hissediyor insan. Yakınlığını kaybetmiyorsun aslında, başta öyle gelse de; kişisel alanını, mahremiyet sınırını belirliyor sadece.

Geçenlerde resim konusunda derinleşmek için bir öğretmene yahut okula ihtiyaç duyup duymadığını sordum. Bana eğer bir okula giderse ya da öğretmenle çalışırsa o zaman onların dediğini yapması gerekeceğini, kendi içinden geleni unutabileceğini söyledi. Eğer öğretmen benimle yan yana resim yapmak isterse olur ama dedi. "Ben onu izlerim ama yine kendi istediğimi yaparım."

Bende kızıma her gece yatmadan önce, o güne ait birkaç soru soruyorum, sohbet ediyoruz.
İncelenmemiş hayat, bayatlar bence de.
Dün sordum, “Bugün ne öğrendin” diye... “İguanaların suda nefeslerini yarım saat tutabildiğini” dedi.
Sonra pat diye bana sordu: Bugün sen benden ne öğrendin...
Kalakaldım, bugün ne öğrendin dese, düşünür bulurdum bir şey ama ‘benden’i de koydu araya.
Aslına bakarsanız son 7 yıldır, en çok şeyi ondan ve onunla öğreniyorum o yüzden de zorlanmadım.
Çok sevdim bu soruyu.
Dedim ki, “Ormanda başka yollara sapmaktan korkmamayı öğrendim bugün senden.”
Kendisiyle gurur duydu. Bir yetişkine bir şeylerden korkmamayı öğretmiş olmak onu şaşırttı. Aziz Arif geleli beri, en sevdiğim manevi oyun deve cüce benim.
Ben deveyim evet, ama bazen de cüceyim. O deve. Deve cüce oynamadan hiçbir ilişkinin içinden çıkamayız.
İnsanın başına ne geliyorsa, develiğinden ödün vermemekten geliyor. Bana inanmazsanız Tolstoy okuyun.
Zavallı Vasili Andreich, gözümün önünde kibrinden yanarak, mal varlığını sağdan sola, soldan sağa sayarak ve kendinden başka herkesi cüce görerek karlarda donakaldı.
“Bu yolculuğa çıkma” diyenleri dinlemedi, uşağı Nikita’yı karlarda terk ederken, ona atının kullanmadığı eğerini bile bırakmadan sırtını döndü gitti, mola verdiği evdeki babayı zayıf buldu ve geceyi o evde geçirmeyi reddetti.
İterek, reddederek, aşağı görerek, yok sayarak kimseyle ilişki kurulmaz.
Kendinle bile, hayatla bile kurulmaz. Kuramadı işte koskoca Vasili Andreich.
Cüce olabilmenin önemini bilen bazı öğretiler, insanı odalara ancak eğilerek girebilecekleri alçak kapılardan buyur ederler.
Başını eğmeyi bilmeyenden insan olmaz derler.
Deve cüce ilişkilerde bu yüzden önemli bence.
Ben hep yukarıdan bakarsam kendimi dağ zannederim, halbuki arada sana aşağıdan da bakmalıyım ki, her daim büyüyebileceğimi bileyim.
Senden de öğreneyim. Hep sen deve ya da hep ben deve yaşanmaz öyle. İlişki dansının oyunu deve cüce.
Oğluma “Senden bugün öğrendim” deyince, ben de kendime sordum, kendimi ne zannediyorum da her gün ona ben soru soruyorum.
Kendime de sorayım onun yanında, kendim de cevaplayayım artık bu soruları. O da benim cevaplarımı duysun. O da bana sorsun.
Deve cücenin hakkını vermediğimi fark ettim.
“Tartışmayı bilseler yeter” demişti, çok sevdiğim Philippa Perry, “Çiftlere ne tavsiye edersiniz” diye sorulduğunda.
Tartışmayı beceremiyoruz çünkü deve cüce oynamayı reddediyoruz bence.
Göz göze olmak, yüz yüze bakmak önemli mesela tartışırken, çünkü birbirimizin duygularının çoğu dediklerimizde değil sesimizde, nefesimizde, yüz ifademizde.
Eğer bunları kaçırırsak, eksik bilgiyle yola çıkıyoruz. Biliyorum zor, özellikle tartışırken, insan çekip gitmek de istiyor çoğu zaman. Meziyet, kalabilmekte. Ayaklarını orada tutup, yüzüne bakabilmekte.
Ben mesela, 7 yıldır hayatımın en büyük manevi eğitiminden geçerken, bunu da öğreniyorum her gün.
Negatif duygularla haşır neşir olabilmeyi.
“A bak sincap” diye ağlamayı durdurmamayı.
Hislere isim vermeyi, onlarla dost olmayı, onlara önem vermeyi, zaman geçirmeyi. Sonra da sormayı, ne yapabilirsin acaba şimdi?
Deve cüce her ilişkinin olmazsa olmazı.
Oynamayan Vasili Andreich gibi karlarda bir başına donakalır benden söylemesi.