Her yeni yıl bir beklentidir, insanlarımız ve hele geleceğimizin teminatı olan gençlik için…

Her yeni yıl bir beklentidir, insanlarımız ve hele geleceğimizin teminatı olan gençlik için… Hep bekleriz umutla, heyecanla, bitmek bilmeyen beklentilerle geleceğimiz ne olacak diye..?!  Aslında haksız da değiliz; insan olarak, genç olarak, günümüzdeki ilkesizliklere, kuralsızlıklara, güvensizliklere bakarak…
 
 Gençler, hem fiziksel hem zihinsel sağlıklı, geleceğe güvenle bakan, geçmişten ders alıp yaşadığı sürece, geçmişte yapılan hatalara düşmeyen; çalışkan, bireysellikten uzak, TOPLUMSAL anlayışı yakalayan, beni- biz yapan kişi olmalıdır.
 
Günümüzde herkes, kendine göre bir gençlik tanımı yapar,durur; bu tanımlar  ailesel, çevresel, siyasal, dinsel, ulusal, çıkarsal olarak gruplandırılabilir. Bunların her birinde kabul edilebilirlik önemlidir.
 
Biz de değerler sistemi içinde ele aldığımızda kendimize model olan kişilerden hareket ederek, Atatürk’ün gençliği tanımlaması, yukarıdaki cümlede verdiğimiz grupları içine alıcı nitelikte görmeliyiz..
Hiçbir millet yok ki, yetiştireceği gençleri başkaları için eğitsin.! Buna göre:
 
 “Atatürk’e göre gençlik, millî şuura sahip ve modern kültürlü olarak yetişmelidir. Gençlerin sağlam ve olumlu bir karakter taşımaları bilhassa önemlidir. Atatürk’e göre gençler, almakta oldukları eğitim ve kültür ile insanlık meziyetinin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli sembolü olacaklardır. Gençler çağdaş eğitim ve öğretim içinde yetişecekler, müspet ilmin ışıklarıyla donanacaklardır.
Atatürkçülükte vatanın bütün ümit ve istikbali genç kuşakların anlayış ve enerjisine bağlanmıştır. Zira Cumhuriyeti yükseltecek ve devam ettirecek olan, gençlerdir. Bu sebepledir ki Türk istiklâlini ve Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza dek koruma görevi onlara emanet edilmiştir.
Atatürk’ün kastettiği ve özlediği gençlik, ayrı ayrı idealler peşinde koşan, bölünmüş ve parçalanmış bir gençlik değildir. Aksine, bütünüyle Türk milletinin müşterek eğilimlerini temsil eden, Atatürkçülük dışında hiçbir yabancı akımın, hiçbir yabancı ideolojinin esiri olmayan bir gençliktir.
O gençlik ki memleketin geleceğini çizecek, yarınki Türk toplumunun temellerini daha da sağlamlaştıracaktır. Bunun içindir ki Türk gençliği bir fikir gençliği, bir inanç gençliği, bir ideal gençliği oluşturmalıdır.
Gençler unutmamalıdır ki,  Cumhuriyet Türkiye’si Atatürk’ün görüşleri üzerine kurulmuştur. Mesut ve kuvvetli bir Türkiye ideali, Türk gençliğinin Atatürkçü düşünce ile yoğrulmasına ve bu düşüncenin kuşaktan kuşağa inançla devredilmesine bağlı bulunmaktadır. Esasen kendisi: “îki Mustafa Kemal vardır. Biri BEN FANÎ Mustafa Kemal, diğeri milletin içinde yaşattığı Mustafa Kemal’ler idealidir” demişti.
Bu idealin gerçekleşmesinde bugün gençlere düşen görev ve sorumluluk, Atatürkçü düşünceye sarsılmaz bir inançla bağlanmak, Atatürk’ün ilke ve inkılâplarına bütünüyle sahip çıkmak ve onları ebediyen yaşatmaktır. Türk gençliği için Atatürkçülük, gerçek Atatürk sevgisi, bu olmalıdır.
Atatürk’ün bu sözlerini asla unutmamalıyız. Onun ideallerini kendi mevcudiyetimiz için hararetle müdafaa etmeli ve yerine getirmeye çalışmalıyız. Gençlerimiz ve her gelecek kuşak bilmelidir ki bu kutsal vatan, bu vatanda kurduğumuz Cumhuriyet yönetimi çok büyük fedakârlıklarla kazanılmıştır. Bu büyük başarının arkasında -bize bugünü rahat teneffüs imkânı veren- binlerce şehidin, binlerce gazinin harcı olduğu unutulmamalıdır. https://issuu.com/phantasodergisayi5 2017
Gençler, sizler bu ideallere sahip çıkmazsanız, siyasetçiler sahip çıkar, o da bu ideal gençlik anlayışını politize eder.
Bu, milliyetçilik için de bu İslâm’ı yaşayanlar için de bu Atatürkçü anlayış için de böyledir. Bu üç değer  sistemimiz, siz Türk gençlerinin vazgeçilmezleri ve seçilmezleridir.
Bu gün gençlikte, bugün ülkemizde, bu gün yabancıların engelinde yaşanan  sıkıntılı  durumumuz  budur, bunu dış güçlerin engelinden kurtarmak görevimiz olmalıdır…
Gençleri suçlamak, onları yargılamak, biz orta yaşlılar, anne-babalar için çok kolay, çok da kendimizi haklı çıkarmak adına basit bir anlayış, onları anlamak ve onların penceresinden bakmak yerine, işin kolayına kaçmak ve yargılamak…
 
Yargılarken, eleştirinin dozunu kaçırmak veya eleştiride üslûbu bilememek 
de önemli. Eleştiride üslûbu bilemezseniz, gençlerde iletişim ve özgüvenin  olumsuzluğuna  kapıyı aralamış olursunuz. Kapının aralanması, ergen-gencin her olumlu eleştiriye karşı tavır almasını sağlarsınız.
 
Eleştiride unutulmaması gereken bir husus vardır ki, onun penceresinden bakmayı ve kendi gençliğinizle empati yapmayı unutmamak ve günümüzün şartlarını da dikkate alarak, oturup arkadaşça sorunu tartışmak gerekir.
 
Böylece, ergen-genç hem size daha çok yaklaşacak hem de size kendini yakın bulup sorunlarını anlatacaktır.  Belki de, gençlerde eksik olan bir anlayışın ortaya çıkmasını sağlamış olacaksınız, o da zaman zaman ergen-gence kendi pencerenizden bakmasını öğretmek olacaktır.
 
Covid-19 illetinin içinde yetişen gençlik için ise, onları kutmak anlamında değil, dikkatli olmak anlamında şunu söyleyebiliriz:
Şüpheci, korkak, ufacık grip salgınında kendini garip (yalnız) hissedebilir… Hastalığın dünyada ve ülkemizde yaygınlaşması, bu gençlerimizin atılımcı-girişimci ruh kazanmalarında “ya hastalanırsam ya bulaş alırsam” diye devamlı septik anlayış içinde olmalarına sebep olabilir… Bu da pırıl pırıl yetişip gelen gençlerimizin özgüvenini zedeleyebilir…
Özgüven; kendimize yönelik iyi duygular geliştirmemiz sonucu, kendimizi iyi hissetmemiz demektir. Başka bir deyişle kendimiz olmaktan memnun olmak ve bunun sonucu olarak kendimiz ve çevremizle barışık olmaktır.
 
Özgüvenimiz olmadığında işleri yapabilme yeteneğimizden emin olamayız. Gerekli beceriye ve deneyime sahip olduğumuzu bildiğimiz halde, daha önce hiç yapmadığımız bir işle karşılaştığımızda endişeleniriz. Buna karşın, aşırı bir güven duygusu içinde davrandığımızda; sınırlarımız olduğunu kabul etmek istemeyiz, yeteneklerimiz hakkında gerçekçi olmayan düşüncelere kapılırız… Bu da bizi ve içinde bulunduğumuz toplumu rahatsız hale getirir…Toplumun rahatsızlığı, devletin rahatsızlığını körükler ki,  gençliğin kaybedilmesiyle karşı karşıya kalırız…
Her YENİ YIL bir beklentidir... Kişisel, BEKLENTİLERİNİZİN az;  mağlubiyet ve galibiyetlerin paylaşıldığı, BULAŞICI hastalıkların SON bulduğu;
aklın, hiddete ve ŞİDDETE galip geldiği, hırsların, HIRSIZLIĞA dönüşmediği;
COVİD-19'un, COVİDHAN - COVİDBEY - COVİDHANIM yaratmadığı;
PARANIN amaç değil, ARAÇ olduğunun BİLİNDİĞİ;
herkesin BİRBİRİNE saygı ve SEVGİ duyduğu, sağlıklı-huzurlu GÜNLERİN, ayların, yılların BİZLERİN olması DİLEĞİYLE !!!..
 
Girne’den SEVGİLER...
 
 
                                                                                       03.01.2021
                                                                        Dr. Hayrettin Parlakyıldız
                                                                        Kıbrıs İLİM Üniversitesi
                                                                           E-posta: hparlakyildiz@mynet.com